Ali ALISIR ‘Sanal Mekanlar’

Art On sanat galerisinde yer almış olan‘Sanal Mekanlar’ sergisini gördüğüm zaman inanılmaz etkilenmiştim.Öncesi de vardı tabi,’Sanal Bedenler’ Sergisi… Ayrı güzel,çarpıcı… Röportaj yapmak, kendisini size yakından tanıtmak şarttı!

Ve hoş sohbeti ileAli Alışırkarşınızda…

Bize kendinizi, biraz tanıtabilir misiniz?

A.A.1978 doğumluyum. Fotoğraf Sanatçısıyım. 1996 yılında YeditepeÜniversitesi Grafik Bölümünü başarı bursuyla kazandım. Hem okul eğitimindenönce hem de eğitimim boyunca uzun bir süre bölümümün dışında resimçalışmalarında bulundum. Bunun yanında edebiyat, sinema, performanslar ve kavramsal sanat nerdeyse hayatımın ayrılmaz bir parçası oldu hep. Yurt dışında eğitim alıp yaşamaya başladıktan sonra dijital fotoğraf ve teknikleriyle tanıştım. Türkiye’de sanat ortamında gördüğüm bazı eksiklikleri gidermek adına, bugün YeditepeÜniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik BölümündeÖğretim Görevliliği yapıyorum.

Fotoğrafla tanışmanız nasıl oldu?

A.A.8 yıl kadarönce Türkiyede’ki şartların genç sanatçılar için para kazanmak ve yaşamak adına zor olduğunu düşündüğüm bir sıra İtalya’ya gitme kararı aldım. Bu kararı almamdaki en büyük etken Türkiye’de plastik sanatlar alanında genç sanatçılara hiç yer verilmemesiydi. (Ayda birkaç taneçıkan sanat dergimiz veçok da“iyi” değilseniz sizinle ilgilenen birkaç galeri mevcuttu.) Bu aynı zamanda bana resim yapmanın yetmediği bir dönemdi.Çünkü dijital teknolojinin gelişmeye başladığı ve dünyanın dijital olarakçok hızlı bir devrime tanıklık yapacağı bir dönemi klasik yöntemlerle bağlı kalarak geçirmek istemiyordum. Dijital teknolojinin fotoğraf sanatı ile geliştiği bir dönemde Floransa’da Academia Italiana’da Fotoğrafüzerine eğitim aldım. Eğitimim boyunca fotoğrafın da resim gibi dijital ortamda işlenebileceğini deneyimledim. Okulu birinci olarak bitirdim. Tabi bunun yanında İtalya’nın o müthiş dokusu ve atmosferi, o dönemdeki bütün sanatsalçalışmalarıma yansıdı. Kısaca, resim ile gelen yaratıcılığımın zaman içinde fotoğraf ile birleşmesinden yepyeni bir dünya keşfedip bu alanda keyifle ilerlemeye başladığımı söyleyebilirim.

Fotoğrafa bakış açınız nedir?

A.A.Konu sanat ise, benim için fotoğraf bir anı yakalamak ve o anıölümsüzleştirmekten ibaret değil. Benim için fotoğraf o anı, mekanı ve insanları tekrar istediğim gibi bambaşka bir şekilde yeniden yaratabileceğim bir alan demek.

Sanat Hayatınızda İtalya’nın sizin için bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilir miyiz…

A.A. Evet, İtalya’ya gitmem belki de hayatımdaki en büyük kırılma noktasıydı diyebilirim. Ben hayatta hiçbirşeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Eğer risk alıp oraya gitmeseydim veçeşitli yolları denemeseydim bu noktada olacağımı sanmıyorum. Hayata ne kadarını verirseniz o kadarını alıyorsunuz.Önemli olan sabrınızın sınırları…

Dahaönceki projeniz“Sanal Bedenler” ile vermek istediğiniz mesaj neydi, bahseder misiniz?

A.A.Yaşadığımız bu yüzyılda tüketim kültürünün bir sonucu olarak“Gerçek”liğin zorunlu olarak bir değişime uğradığını düşünüyorum. İnsanların sosyal ilişkilerinin yerini iletişim ortamlarında geçirdikleri“Sanal” bir ortam aldı. İnsanların gerçek yüzleri gitgide sanal bir dünyaya ait yüzlere dönüşmeye başladı. Asıl ile kopya, gerçek ile görünüş iç içe geçti. Bir yandan da bedenin etrafı kitle iletişim araçlarıyla yatırım nesnesi haline dönüştürülmeye başlandı.

Dolayısıyla cinsellik artık sadece cinsellikte değil, başka birçok yerde karşımızaçıkmaya başladı. Aynı şekilde siyaset de siyasette değil artık başka bütün alanlara sıçradı. Dine, sanata, felsefeye, bilime… Futbol biraz siyaset, sanat biraz magazin, magazin de bugün biraz sanat oldu. Ben bütün bu fotoğrafları kugularken, sistemin bu ters yüz edilişini ve transeksüel yapısını ortaya koymayaçalıştım.Üzerinde sürekli cinsel, siyasi ve dinsel manipülasyonlara tabi tutulan bireyin parçalanmışlığını veçaresizliğini konu aldım.

Diğer taraftan toplum büyükölçüde birbirine benzeyen, televizyonun dünyasındaki gibi konuşan, düşünen ve giyinen bireylerden oluştuğu için bence artık varlığının anlamını bulmayaçalışan birey tipi büyükölçüde ortadan kalktı. Bu yüzden sergideki modeller artık arzu edilecek hiçbir yanı olmayan sanal beden ve yapay androjin kimliklere dönüşmüşlerdir. Klonlanmış bedenler ve başlar, başka bireylerde vücut bulmuştur. Sergideki işlerimi de bu ironinin kültürel ve zihinsel bir klonlama halideki bizleri birbirine benzeyen kopyalara dönüştürmesinin sanatsal bir eleştirisi olarak kurguladım.

Arkasından gelen“Sanal Mekanlar” ile neyi anlatmak istediniz?

AA. 2010 yılı sonunda Akbank’ın sanatçısı olarak katıldığım Contemporary Art Fair, daha sonra Art On Gallery’deki kişisel sergim“Sanal Mekanlar” projesindekiçalışma stilim bu yüzyılın tanımı niteliğindeydi.

Günümüzde mekan kavramı artık dört duvardan ibaret değil. İnternetin ve siber ortamın gelişmesiyle beraber insanlar oldukları yerden artık bambaşka yerlere gidip seyahatler yapabiliyor, farklı bilgilere sahip olabiliyor ya da yeni insanlarla tanışıp farklı anlanlarda ticaret yapabiliyor. Bütün bu oluşumlar aslında bir dizi elektrik yükünün elektronik devreler yoluyla ağlarüzerinden seyahatiyle mümkün oluyor. Ve bugün hepimiz biribirimize bu ara yüzler ve ağlar yardımıyla bağlanıyoruz.(Cep telefonları, tabletler,bilgisayar vs..) E-mail ve multimedya mesajları ve sosyal paylaşım siteleriyle dünyanın neresinde olursak olalım herşekilde habere bilgiye ve birbirimize anında ulaşabiliyoruz. Buradaönemli bir devrimden ve değişimden söz ediyoruz. Bilgiler, görüntüler, sesler artık fiziki bir ortama ihtiyaç duymadan dünyayı dolaşıyor. Yani tam anlamıyla bir mekançözülmesi yaşıyoruz. Teknoloji’nin Rönesans’ı artık Sanal bir ortamda oluşturuluyor.

Bu sebeple ben de“Sanal Mekanlar” projemi rönesans ve ortaçağın fiziki etkenlerleüretilmiş ağır kasvetli yapılarınınüzerine bu arayüzleri (elektronik devreleri ve chipleri) kullanarak kurguladım. Bu mekanlar uzaktan bakıldığında sanki görüntüçözülüyormuş etkisi yaratırken, yaklaştığınızda görüntülerin birer bilgi bütünü olduğunu kavramamızı hedefliyor.(Elektronik devrelerinüzerindeki 1-0-1-0 kodlamaları)

Bugün ne ironiktir ki dijital fotoğrafı oluşturan etken de artık görüntü değil, bilgi bütünüdür. Bütün bu projeye fiziki mekanında zihnen uzaklaşan bizlerin, sayısal teknolojiyle kuşatılıp, sonsuz görüntü ve bilgi bombardımanına maruz kalmasının sanatsal bir eleştirisi olarakta bakabiliriz.

Bütünçalışmalar kendiçektiğim fotoğraflardan oluşmakta. 20’ye yakınülkeninönemli sayılabilecek yapılarını fotoğrafladım. Daha sonra bu fotoğrafları stüdyomdaçekmiş olduğum elektronik devrelerin ve chiplerin fotoğraflarıyla birleştirerek görmüş olduğunuz bu görüntüleri yarattım.

Rönesans, Barok ve Ortaçağ yapılarını tercih etmenizin sebebi nedir?

A.A.Bu mekanları seçerken tarihiözelliklerineönemle dikkat ettim. Amacım tarihin en eski ve yeni noktasını bir araya getirmekti. Görüntüsünü işlediğim bu mekanlar insanların fiziki imkanları kullanmadan yolculuk edebildiği“sanal mekanlar”a dönüştü.

İsa figürü ve elektronik devre bir arada. Buçalışmayı yorumlarsak ne anlatıyor bize?

A.A.İmajlar dönemi olarak adlandırdığım bu dönem aslında sıkı sıkıya bel bağladığımız bütün güvenli sınırlarımızın silikleşmeye başlamasının bir eleşirisi. Dinden siyasete, sanattan ekonomiye kadar… Görsel ve yazılı medyanın günümüzde ürettiği imajların tekrar edilmeüzerine kurulu olması bir bellek yaratmaktançok unutkanlığı beraberinde getiriyor. Yaşamlarımız reality show’lar ve haber ile şeffaflaştırılırken, imaj yığınları, gerçekte neler olup bittiğinin ve söylendiğininüzerini sürekliörtüyor. İmajlar dönemi geçmişten gelen kavramına bağlı içerikleri, mesajları, tarihsel olguları,siyaseti ve ideolojileri adeta boşluğa fırlatıyor…

Birçok olgu gibi“İsa” figürü ve idelojisi de geçmişin günümüzde bir tür yankılanması haline geliyor. Ve Isa imgesi de diğer birçok şey gibi artık kendi kaynağından beslenmiyor. İsa figürünü bu bağlamda elektronik devreler içinde kurguladım. İsa figür bir anlamda bizlerin de bir izdüşümü. İsa’yı imge haline getiren tarihin gözüyle yaşadıkları ve evrensel insanlık bilgiyleörtüşen düşüncesi, bugün isteği ve zevki hayatımızda kurgusal hale getiren teknolojiyle aynı işlevi yerine getiriyor, yaşananları imgelerin içine yerleştiriyor.İsa figürüne tarihin enönemli ideoloji ve inanç sistemlerinin de içten içe kaybolmasının bir eleştirisi olarak bakabiliriz.

Ali Alışır’ın görsellikle enönemli problemi nedir? Neden varolanıçekmek yerine oluşturuyorsunuz?

A.A.Fotoğraf sanatını bir tür silah olarak görüyorum. Bu yüzden eleştirilerimi veöngörülerimi fotoğraf yoluyla anlatmayı seçtim. Tarihin hangi noktasına bakarsanız bakın sanatçıların, bilim ve teknolojidenönde giderek yarattıkları fikirlerin, bir süre sonra gerçekleştiğini ve toplum tarafından kabul gördüklerini bilirsiniz. Bu yüzden bizlerin bugünkü gerçeklik algısı ve görselliğe karşı duyduğumuz şüphe, belki de gelecek kuşaklar için bir uyarı niteliği taşıyor olabilir. Dolayısıyla bizler tutkularımız ve birikimlerimizle görselliğiözgürce oluşturma yolunu seçeriz.

Bir sonraki projeniz nedir?

A.A.“Sanal” kavramıyla ilgili birkaç projem daha olacak. Şimdiden buçalışmalara başlamış durumdayım.

Ali Alışır gelecek yıllarda adını sıkça duyacağımız sanatçılardan. Stüdyodaçekmiş olduğu modellerin, mekanların fotoğraflarını bilgisayarda tekrar işliyor ve değiştiriyor.Üstelik tasarımların oluşmasını sağlayan bu süreç,çok iyi ışık kullanımı ve yazılım bilgisine ihtiyaç duyduğundan oldukça da zorlu bir süreç! Alışır’ın yeni projesini merakla ve heyecanla bekliyorum.

Sanal Alemden Sevgiler…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*