Ayşe Gül Süter ‘Hareket’ / ‘Motion’

‘Hareket’ / ‘Motion’
September 04 – 29 Eylül 2013

Açılış: 04 Eylül 2013, Çarşamba – 18:00-20:00
Opening: Sep. 04 2013, Wednesday – 18:00-20:00
Please scroll down for EnglishAyşe Gül Süter ‘Hareket/Motion’ adlı ilk kişisel sergisi ile 4 Eylül – 29 Eylül tarihleri arasında Pg Art Gallery’de yer alacak.

Etkileşimli düzenlemeler kullanarak hareket, ışık, renk, zaman ve mekan olgularını yeni medya pratikleriyle ele alan Ayşe Gül Süter, bu sergide yer alan düzenlemelerinde deneysel olarak gerçekleştirdiği yeni çalışmalarını izleyiciye sunacak.

Serginin çıkış noktasını “herhangi bir yazılım kullanmadan, ‘etkileşim’ nasıl tasarlanabilir?; optik algılayıcılar, dokunmatik aygıtlar ve görüntü işleme olmadan da yeni medyanın temel problematikleri söz konusu edilebilir mi?” soruları oluşturuyor. Bu sorular şüphesiz yeni medya sanatı için büyük bir öneme sahip. Özellikle günümüzün etkileşimli düzenlemeleri düşünüldüğünde, çoğu zaman medyumun kendisi bir araç olmaktan çıkıp, “eğlence” hedefli bir amaca dönüşüyor. Süter “etkileşim”, “izleyici” ve “deneyim” olgularını tek bir medyumun hiyerarşik alanında ele almamak adına, bilinçli bir şekilde kendi teknik bilgisini öteliyor ve “ışık” ya da “hareket” gibi kavramların esasen sanatın özsel nitelikleri olduğuna işaret ediyor.

Gündelik yaşamının bir kısmını otomobil servisinde çalışarak geçiren sanatçı, gün boyunca hasarlı, yanmış ve camları kırılmış araçlar ile karşılaşıyor. Bu kırık camları atölye ortamına taşıyarak ışık ile kimi deneyler tasarlıyor. Üst üste binen ve kırılmış camlarda hareket eden imgeler ise sergideki analog animasyonları ortaya çıkarıyor. Çalışmalarda beliren imgeler izleyicinin bakış açısına göre biçimlendiğinden Süter, etkileşimi medya temelli bir yapıdan gündelik yaşamın içine ve psikolojik bir deneyime doğru kaydırmakta. Sanatçı aynı zamanda yazılım olmadan da kırık bir camın programlanabileceğini göstermiş oluyor.

Turing makinalarından günümüz bilgisayarlarına dek güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek olan “programlanabilirlik” sorunu, Süter’de gerçekten bir yaşanmışlığı olan malzemeler ile söz konusu ediliyor. Kırık cam hem metaforik anlamda hem de teknik anlamda bir belleğe sahip. Camların ışık ile olan ilişkileri düşünüldüğünde, Süter’in kendi laboratuvarında etkileşimli “fotoğraflar” ürettiğini söylemek mümkün. İzleyici, aynalar ve kırık camlarla karşılaştığında ise bu fotoğraf her seferinde, başkalarının fotoğrafıyla iç içe girmeye, kendini yeniden dönüştürmeye ve ışık ile kazınmaya devam ediyor.

Etkileşim, optik bir oyun olmaktan ziyade izleyicinin dünya ve nesnelerle kurduğu ilişkiyi kendi bedeni üzerinden açımlamasına olanak veren bir deneyim. Sanatçının çalışmalarında beliren bozuk beden imgemiz, bize hem dünya ve nesneleri algılayışımızda kendi içsel algımızın oynadığı rolü hem de uzamdaki konumumuzun varlıksal açıdan taşıdığı önemi gösteriyor.
Sürekli hareket eden ve izleyiciye statik bir bakış açısı sunmayan bu çok perspektifli imgeler, artık sanatın çerçeve içine alınamayan ve elle tutulamayan akışkan bir yapıya büründüğünün bir göstergesi. Bu noktada izleyicinin de paralel bir refleks göstermesi ve aynı akışkanlığa sahip olması gerekiyor. Tek merkezlilik hem optik olarak hem de kavramsal olarak artık yaşamımızla örtüşmüyor. Gündelik deneyimlerimizdeki nesnelerle kurduğumuz “bakmak” ve “yön değiştirmek” gibi çok basit eylemler Süter’in çalışmalarında bize “etkileşim” bağlamında sunulduğudan, yeni medyanın artık bilim-kurgu olmadığını ve sıradan yaşama sızdığını görüyoruz.

Ayşe Gül Süter
1982’de İstanbul’da doğan Ayşe Gül Süter, New York’ta Tisch School of the Arts’ta Animasyon ve Dijital Sanatlar Bölümü’nde öğrenim gördü. Yükselen genç bir sanatçı profili çizerek videolarını birçok etkinlik kapsamında sergileme fırsatı yakaladı. Video, animasyon ve interaktif video yerleştirme türleri üzerinden projelerini kurgulamaya devam etmektedir.

Ayşe Gül Süter’s first solo exhibition, titled ‘Motion’ will be held at Pg Art Gallery between September 4 and September 29.

In the experimental works that will be presented in the exhibition Süter delves into the concepts of movement, light, color and time through new media techniques and the use of interactive structures.

The initial idea behind the exhibition took the form of questions such as “How can interactivity could be designed without using any software?” and “Is it possible to investigate the basic problems of new media without optical detectors, touch-operated apparatuses and image manipulation?” These are very significant questions for new media art. Particularly in terms of contemporary interactive structures, most of the time the medium itself turns into a form of “entertainment” rather than the tool it ought to be. In order to avoid addressing the concepts of “interactivity,” “audience” and “experience” in the hierarchical sphere of a single medium, Süter consciously sets aside her technical knowledge and points out that concepts like “light” and “motion” are in fact the essential qualities of art.

The artist, who spends part of her daily life in an automotive repair shop, often encounters damaged, burnt out cars with broken windows. She carries broken glass pieces from these cars to her workshop and designs various light experiments with them. The analogue animations in the exhibition feature images moving across this layered broken glass. Süter shifts the interactivity from a medium-based structure into life and a psychological experiment, since the images showing up on the artwork are formed according to the visitor’s point of view. At the same time, the artist also demonstrates that broken glass can be programmed without software. The problem of “programmability,” which remains an issue for everything from the Turing machine to the contemporary computer, is discussed via physical materials and real experiences. The broken glass can be said to have memory both metaphorically and technically. Considering the relationship of glass with light, it is possible to say Süter’s own laboratory is producing interactive “photographs.” When the spectator encounters the mirrors and broken glass, this photograph merges with other people’s photographs each time, transforming itself all over again and continuing to be scraped with light.

Interactivity is not merely an optical game, but an experience that enables visitors to grasp the relationship they have with world and objects in it through their own body. Our own distorted body image appearing on the artist’s artworks shows us the significance of both our inner experience of perceiving the world and objects in it and also the importance of our location in space.

Not presenting a static point of view to the visitors, these constantly moving images with multiple perspectives are a sign that art can no longer be framed. It has already turned into a structure that cannot be held in hand. At this point, the spectator should also have a parallel reflex and adopt the same fluidity. Having a single center is not compatible with our lives anymore, either optically or conceptually. Because simple acts we perform with objects such as “looking” and “changing position” are presented in the context of “interactivity,” we see that new media is not science fiction but leaks into our ordinary lives.

 

Ayşe Gül Süter
Born in 1982, Ayse Gül Süter studied animation and digital arts in New York’s Tisch School of the Arts. As a rising emerging artist, she exhibited her videos in many galleries. She continues to work in video, animation and interactive video.
İletişim / Contact:
Pg Art Gallery – Boğazkesen Cad.
No: 76/B Tophane, Beyoğlu / İstanbul
+90 212 252 80 00
www.pgartgallery.com

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*