BAHADIR BARUTER ‘MUKADDERAT’

En son Xist’de  açtığı ‘Mukadderat’ sergisi ile yoğun ilgi gören Bahadır Baruter’den, çok renkli, canlı, neşeli bir adamdan renksiz resim ve heykellerinin hikayesini öğrenmek istedik. Karikatürleri ile tanıdığımız Bahadır Baruter’e, resme ve sonrasında heykele geçişini sorduk.

Yasemin Semercioğlu: Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezunsunuz, fakat biz sizi karikatürist kimliğinizle tanıdık. Okuldan sonra bu alana nasıl yöneldiniz?

Bahadır Baruter: Resim eğitimim 14 yıl sürdü. Atıldım. Af çıktı, tekrar döndüm. Tekrar atıldım, yine af çıktı. Heyecanlı ve tutkulu öğrencilik dönemim sadece 2 yıl devam etti. Ondan sonra bölümden soğudum. Resim yapamadan karikatür çizmeye başladım. Resim yapmak istemedim. O sıralarda heyecanımın içinde öyle bir şey olmadığını fark ettim. Zaten okul hoşuma gitmedi ve çok kötü bir eğitimle karşılaştım, bozuldum, eğrildim. İçimden gelen o doğal enerji birden duvara çarptı. Okulun genel atmosferini sevdim ama öğretmen öğrenci ilişkilerini, atölyeyi, atölyenin motive edici enerjisini hiç bir şeyini sevmedim. Eğitim diye bir şey yok, öğretmenler kötü ve sen de orada savrulup duran genç bir çocuksun. Profesyonel olarak o dönemde karikatür çizmeye başladım. Gençtim, karikatüristlik çok güzel bir meslek ve harika bir fırsattı benim için. Yaptıklarım hemen dikkat çekti,  parladı. Bir kaç sene sonrasında editörlük yapmaya  daha sonrada dergi çıkartmaya başladım. Yayıncılık yaptım ve bir dergi daha çıkarttım. Çok eğlenceli geçti. En son olarak Penguen’den yönetimden, ortaklıktan, editörlükten ayrılmıştım, sadece çiziyordum. Şu anda ise sadece plastik sanatlar ile ilgileniyorum, karikatür bitti.

mukadderat-1

Y.S: Daha önce yine Xist’de açmış olduğunuz ‘Evim Evim Güzel Evim’ ve ‘Senin Ailen Bir Yalan Yavrum’ sergileri de çok ses getirmişti. Dijital resim yapmıştınız. Dijital resim hayatınıza nasıl girdi?

B.B: Boyayla aram hiçbir zaman iyi olmadı. Geleneksel malzemeyle cebelleşmek bana hep o akademideki sıkıntılı yılları hatırlatıyordu. Okulu bitirdikten ya da ayrıldıktan sonra bir daha onlara hiç bulaşmadım. Senelerce yapamamıştım zaten. Okulda beni soğutan bir şey vardı ki bu benim de kabahatimdi. Dolayısıyla o malzemeyle aramda bir küsüşme oldu. O bana küstü, ben ona küstüm. Dijital resmin hayatıma girmesi, dijital resmin imkanları ile tanışmam, dijital resmin de resim gibi sergilenebildiği, satılabildiği, el değiştirebildiği, izleyicinin bunu tıpkı bir pentür gibi bağrına bastığını görmem ile oldu. Photoshopu öğrendim ve dijital resimler yapmaya başladım. 6-7 sene oldu hayatıma gireli. Aslında photoshopu çok geç bir zamanda öğrendim.

Dijital çizim kağıda çizimekten daha mı zor, daha mı kolay? Arada ne gibi bir fark var?

Dijital resim benim alışkanlıklarıma çok uygun. Malzemeler ile cebelleşerek iş yapmıyorum. Senelerce karikatür çizerken de başımı öne eğip parmaklarımın ucundaki bir şeyi yapıyordum. Karikatür çizdiğim gibi bilgisayar başında resim de çizebildiğimi görünce çok mutlu oldum. Çok eğlendim.

Y.S: Resimlerinizin her birinde farklı bir öykü vardı. Dikkati çeken şeyler resimlerin az tonlu, karanlık, ürkütücü bir atmosferde olmasıydı. Bakışlar etkileyiciydi. O resimlerden sonra heykele geçiş nasıl oldu? 

B.B: Bana resimler, heykel, karikatür hepsi aynı şey gibi geliyor. Ama elbette farklı şeyler. Galiba canımın istediğini içimden geldiği gibi yapıyorum. Şöyle bir durum var; karikatürdeki hareketlilikten, gülen bağıran konuşan ağzını açan çok ekstrem jest figürler yapmaktan çok sıkılmıştım. Bundan böyle onun tam tersi, durgun, sakin, izleyicinin gözüne dikkatli dimdik  bakan ve göz göze gelmeyi isteyen melankolik depresif ağır ve ciddi insanlar yapmaya özlemim vardı ve resimleri yapmaya başladım. Yani karikatürün tam tersini yaparken buldum kendimi. Şimdi de resmin iki yüzeyinden sıkılmış olabilirim. Onların yandan sağdan soldan bakılabildiği bir şey yapmak istedim belki de… Ben heykel yaptığımı düşünmüyorum aslında. Özlediğim şeyi yapıyorum, resim oluyor. Özlediğim şeyi yapıyorum, heykel oluyor.

Resimlerim gibi yaşamıyorum. Heykellerim gibi içe dönük, az renkli, kasvetli değilim. Gündelik hayatta tutunduğum enerji çok daha aydınlık, çok daha ferah, parlak. O yüzden de büyük olasılıkla ben resimlerimdeki heykellerimdeki tarafımı gizliyorum.

mukadderat-3

Y.S:Contemporary İstanbul’da ilk defa bu heykeller karşımıza çıktı ve fuarın en çok ilgi gören beğenilen bölümlerinden biri oldu. Bunu neye bağlıyorsunuz, böyle bir ilgi bekliyor muydunuz?

B.B: Hayır, hiçbir zaman beklemem. Beklediğim zaman da çok ürkerim. Bu üzerime ağırlık yapar. Kabul edilmek, onaylanmak, sevilmek, yapılan işlerin tebrik edilmesi, anlaşılması çok güzel bir şey, fakat onun belli bir dozdan fazla olması, insanın yaratıcı enerjisi üstünde garip bir enerji oluşturuyor. Bu iç sesi biraz gölgeleyen bir şey. Bu sergide mesela somut olarak yaşıyorum. Resimde de bunu hissetmiş ve heykele kaçmıştım. Burdan da bir yere kaçma ihtiyacını hissettiriyor bende.

Y.S: Nereye kaçacaksınız peki? Beyninizde  fırtınalar var mı?

B.B: Olmaz mı! Zaten bu başladığında o vardı. Heykel yine. Bunun bitmesini bekledim ki onu yapabileyim. Kafamda bin tane şey var. Hayatın maddi manevi enerjisi aklıma yetişmiyor. Ancak biri tamamlandıktan sonra öbürüne geçiyorum. Bu sergi bitsin hemen öbürüne geçeyim.

Y.S. Bu sergideki heykellerdeki karakterler kimler? Ben sergiyi gezerken bir hüzün kaplıyor içimi. Yorgun, yaşayan ölüler gibi bezgin ya da cansız bedenler var. Ben de yarattığı iki etki var. Bir ruhlar diyarında geziyor gibi ya da bir morgdaymışsınız gibi. Tüyler ürpertici.. Vermek istediğiniz mesaj nedir?

B.B. Bunlar plazalarda çalışan beyaz yakalı insanlar. Bunlar Bodrum mahkumları, bunlar iş kadınları, iş adamları… Bu insanların bana çok uzak olan hayatlarıyla alakalı aslında. Bir mesaj değil de, bir de buradan bakalım cinsinden bir davet diyelim… Aslında onların da çok iyi bildiği, bizim de iyi bildiğimiz, gayet kolay tanımlanabilecek sıvı katı ve ağır hayatlarıyla ilgili küçük bir ifade… Bunlar aslında ölüler. Yaşamsallıktan uzaklar. Henüz doğmamışlar, çoktan ölmüşler gibi, eleştirel bir dramatize etme çabası… Onlar da kendilerini yaşayan ölüler olarak tanımlıyorlar aslında. Hayatın işçi sınıfının yerini almış ciddi bir kitle bu. Bir zamanlar görkemli, güçlü bir devrim yapacakmış gibi tarif edilen işçi imgesi vardır ya…  Onun tam tersi sisteme boyun eğmiş hiç bir gücü olmayan zayıf, ama hayat dokusu oluşturma konusunda ortaya yoğun bir enerji  koyan doku parçacıkları bunlar. Hayatımızın her yerini kaplamış vaziyetteler ama tam tersine bu sefer minnacık elleri, kocaman kafaları, o işçi sembolünün tam tersine bir embriyo gibi, oranlar birdenbire değişmiş vaziyette. O eski işçi imajındaki gibi ellerinde çekiçler yok. Bunlar boyun eğmiş, birdenbire yalvaran yakaran dua eden şekildeler.

mukedderat-bahadir-baruter-1

Y.S. Peki neden saydam bir ortamda, sıvının içindeler?

Çünkü o atmosfer onların kapalı kaldıkları o şeyi tarif ediyor olabilir. Nefes alamamak, içinden dışarı çıkamadıkları bir sırça  fanusu tarif ediyor olabilir. Bizim hayat diye tarif ettiğimiz pozitif olanla aralarında bağın koparıldığı vurgulanıyor olabilir. Bir çıkışın olmamasını tarif ediyor olabilir. Bunları açıkta yaptığımızda nefes alıyor olacaklardı. Her heykel ölüdür, ama bunlar gerçekten yaşamdan uzak bizden farklı bir yerdeler. Bizim bulunduğumuz atmosfer ile alakaları olmayan bir yerdeler. O imge ancak öyle tarif edilebilirdi.

Y.S. Bir ekiple çalışıyorsunuz? Nasıl bir iş bölümü var ve ne kadar sürüyor bir eserin yapılışı ve biraz da kullandığınız malzemeden bahseder misiniz?

B.B. Bu bir silikon çeşidi. Yapılması, dökülmesi biraz da zahmetli birşey… O yüzden çok kalabalık bir ekiple  gerçekleştirdik. Çok uzun sürüyor. Bizim sergilediğimiz eserden  çok daha fazlası çöpe gitti. Çünkü çok denedik, yanıldık. Daha önce bilinen denenen yöntemlerden örnek almadık. Tamamen kendi keşiflerimizle ilerledik. Bir heykelin gerçekleşmesi çok aşamadan geçiyor. Önce ben onu dijital ortamda tasarlıyorum sonra printerda çıkış alınıyor. Alınan çıkışların üzerinden tekrar kalıp alınıyor. Kalıbın üzerinde plasterin dökülüyor, doku çalışması yapılıyor ve doku çalışmasından sonra tekrar kalıplanıp bu sefer epoksi dökülüyor, boyanıyor, bu sıvı malzemenin içine giriyor… Bu malzemenin içine dökülmesi ciddi zahmetli, maddi manevi çok yorucu zorlayıcı bir süreç. 3-5 kişiyle, 3-5 ayda olabilecek bir süreç değil. Yaklaşık 1 yıl boyunca yarı profesyonel bir ekip değil, ciddi profesyonel bir ekip bunun için çalıştı. Evet, ben hayal ettim, kurguladım ama neticede  bu eserleri kocaman bir takım yaptı. İş bölümüne gelince; modilajla uğraşan kalıpçı var, dokuları uygulayan, boyayan, bilgisayar başında birlikte çalıştığımız arkadaşlar var birer ikişer kişi her işe bölündüler.

mukadderat-4

Y.S. Karikatür yapıyordunuz sanat ilgi alanınızın dışındaydı, uzaktınız şimdi birden sanatın merkez noktasına yerleştiniz. Türkiye’de ki sanatı nasıl buluyor ve hayatınızın neresinde yer aldığını düşünüyorsunuz? 

B.B. Ben kişisel olarak çok ilgili değilim. Etraftaki sergileri takip etmiyorum, galerileri gezmiyorum, yazılan sanat yazılarını okumuyorum. Bu konuda ki piyasayı tamamen ilgi alanımın dışında bırakıyorum. Dünyadaki sanatı da çoğu sanatçıyı biliyor, izliyorum ama mesafeli takip ediyorum. Sanat çevreleriyle temaslar kurmuyorum. Sanatçı arkadaşlarım yok. Ben kendi yaptığımla ilgileniyorum. Bir tek gezmekten hoşlandığım ihmal etmediğim bir şey var o da  Contemporary Fuarı. Tabi yurt dışında olduğum zaman müzeler de var. Onun dışında güncel olarak yapılana,  olup bitene çok açık değilim. Sadece genel bir his olarak biliyorum. Detaylara inmiyorum. Bu da beni kendimle baş başa bırakıyor. Etkilenmekten belki uzak tutuyor. Sanatçı için, etkilenip etkilenmemek çok da kontrol altında olan bir şey değil. Bu arada, neler yapıldığını instagramdan da görebiliyorum. Burun buruna olmaya teorik anlamda kapalıyım. Daha çok nasıl bir şey  yapmak istediğim ve beni neyin eğlendireceğiyle ilgiliyim. Ama çağdaş sanatı çok seviyorum. Geleneksel olana eski olana karşı özel bir düşkünlüğüm yok. Çağdaş sanat beni heyecanlandırıyor. Bire bir örnek alarak değil de onun yarattığı şey teşvik edici. Aradaki sınırların kalkmış olması güzel. Hem sinemaya benziyor, hem tiyatroya, karikatüre… Belki de benim de yaptığım şey birazcık karikatürdür, biraz heykel, biraz sinemadır. Biz bu işten bir sinema filmi çektik diyerek çıktık. Bu bir filmdi diye düşünüyoruz. Bir sinema seti kurar gibiydik. O kurgular birbirine karışıyor.

Bahadır Baruter & Yasemin Semercioğlu
Bahadır Baruter & Yasemin Semercioğlu

Y.S. Sinema dediniz de aklıma geldi. Sanat severler bu heykellerin nasıl yapıldığını o kadar merak ediyor ki… Bu eserlerin yapım aşamaları videoya çekilmiştir muhakkak. Bu bir belgesel hale getirilerek sergi alanında sunulabilirdi sanki…

Kısmen video çektik. Sergi de kullanmak aklımıza geldi aslında. Keşke yapsaydık. Bundan sonrakin de çok dikkatli bir şekilde mutlaka yapmak istiyorum. Çünkü insan sonradan üzülüyor hepsini kaydetmedim diye.

Y.S. Buradan gelecek serginizde atölyede eserlerin yapım hikayesinin de olacağının sürprizini vermiş olalım. Bu güzel sohbetin sonunda bir sorum da  Mine Söğüt’e olacak. Mine Hanım eşinizin sergisiyle ilgili görüşlerinizi alabilir miyim? Üretim sürecinde yanında oluyor musunuz ve bu eserlerin ortaya çıkışına şahit olmak nasıl bir duygu?

Mine Söğüt: Eserleri ben çok etkileyici buluyorum. Genelde Bahadır ile hayatta aynı şeylerden dertleniyoruz.  Kasvetli, karanlık eserler yapıyor çünkü üretirken aynı meselelerle derdi oluyor. O yüzden kendime çok yakın bulduğum, etkilendiğim işler bunlar.  Yapım aşamalarında çok yanında olmuyorum. Daha kapalı, ekibiyle çok odaklı bir şekilde çalışır. Ben bütün iş boşluklarını dolduruyorum. Üretim süreci sancılı ve yalnızlık isteyen bir iş onun için. O süreçte arkadaşlık etmiyorum.  Öncesinde konuşmalarımızda, sorunları çözerken çok şey paylaşıyoruz. Orda birlikte düşünmeye alışığım.

Y.S. Sevgili Baruter röportaj  için çok teşekkür ederiz. Bir daha ki sergide bizi neler karşılayacak merakla bekliyor olacağız. 

Yasemin Semercioğlu & Bahadır Baruter
Yasemin Semercioğlu & Bahadır Baruter
||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*