Ben İO: İsmail Öklügil

Tasarlamak onun için bir tutku. Çok seviyorum derken gözlerinin ışıltısından nasıl aşkla bağlı olduğunu farkediyorsunuz ve attığı her adımda aşk olduğuna emin oluyorsunuz. Onun için bir ürünün de mekanın da ruhu var ve hatta her biri onun ruhunun birer parçası. Etkileyici mekan tasarımları yaparken, keyifli ürülere de imza atıyor. Addresistanbul’daki ofisi Studiopunto’da buluştuğumuzda İkindi aydınlatmaları Habitat’a gitmek üzere paketleniyordu.

Önce tasarım, sonra yaşamın diğer gerektirdikleri geliyor onun için. ‘Ben’i ben yapan şey, herkesin iş olarak gördüğü ama benim için iş olmayan, yaratıcılık alanında attığım adımlardır. Bu aşktır’ diyor. Bunlar olmazsa kendisinin de yok olacağını söylüyor. İsmail Öklügil ile yaptığımız güzel sohbetin kısacık özeti aşağıda sizlerle…

Sizin için yaratıcı disiplinlerin hangisi öncelikli oluyor?
Benim için bir çay kaşığı tasarlamak ile gökdelen tasarlamak arasında değişen bir şey yok. Kalıcılığı anlamında antropoljojisini yorumlayacağım, doğa ve insanlarla iletişimini kurgulayacağım daha büyük ölçekli projeler benim için daha keyifli.

Vitrinler ya da fasatlar için ne anlatmak istersiniz?
Fasat, 3 metrenin üzerinde, kabuğu saran, iletişim kurançeper ya da zara denir. Vitrin ise biraz daha küçük ölçekli olanı. Perspektifi ve hacmi daha farklı oluyor. Vitrin ya da fasatlarda en önemli şey, ilk izlenim için ikinci bir şansınız yok! Görürsünüz ve görünen alabildiğiniz kadardır. Her şeyin de önce dışı ile ilgileniyoruz.

Cephelerin anlattıkları, bunun için çok önemlidir, ayrı ayrı hikayerleri vardır benim için. Vitrin/fasat dışavurumcu ve brütalist bir arayüz olduğu için tasarımcısının günceli, politikayı, siyaseti, savaş durumunu, gündemi yakından takip ediyor olması gerekir ki etkileyici ve vurucu ya da sessiz sakin kendinde cepheler kurgulayabilsin.

İç mekan ve vitrin ilişkisine gelince…
Bu ilişkiyi Pedro Almodovar’ın yönettiği, Antonio Banderas’ın başrolünde oynadığı ‘İçinde yaşadığım deri’ (The Shin I Live in) filmi ile anlatabilirim. Dışımızdaki her şeyi değiştirmek çok kolay ve başka birisinin etkisi ile gerçekleşebilir, peki ya içimizdekiler?  İçimizdeki çok daha gizemlidir, dışarıda her şeyi anlatabilirsiniz. Vitrinler de iç mekandan neleri yansıtmayı tercih ederseniz onu yansıtabileceğiniz birer araç.

Bir mekan tasarlarken…
Mekan, gözün görebildiği en son noktaya kadar olan nesnelerden oluşur. Ruhunu, psikolojisini, sosyolojisini orada yaşayanından alır. Orada var olan ya da yaşayan her hangi bir şeyin ifade etmek istediğini anlatmak demektir, içmekan. Markanın kimliği veya kullanıcısı birer referanstır.

Mekanlar kurgularken, aslında karşınızda işvereninizin anlatamadıklarını anlıyorsunuz. Markanın kimliği, duruşu ya da mekanda yaşayacak olanların yaşam alışkanlıkları… Tasarımcı olarak, ‘Bana kendinizi tanıtırmısınız, siz kimsiniz?’ diye sorduğumda bazen müşteriler şaşırıyor. Sanki, kim olduklarını hiç düşünmemişler gibi… Yaşayanı bilmelisiniz, görmelisiniz, duymalısınız ki size ona göre mekanı kurgulayabilesiniz. Tasarımda, yaşayacak kişinin mutluluğu ve huzuru için çalışıyoruz ve kararlar veriyoruz.

İç mekan tasarımı projelerinizin her birisi ayrı ayrı keyifli detaylar içeriyor. Metrocity’deki Cinema Pink ile ilgili ne söylemek istersiniz?
Mutlaka görmelisiniz. Su altında gördüğümüz hayalleri karada yaşıyormuşçasına kendi halüsinasyonlarımdan yorumladım. Bir duvarda keçeden 800 mercan yorumlaması varken, diğer duvardaki enstalasyonda 10.000çivi yer alıyor. Bu mekan, salt bir mekandan daha fazlası. Konfor ve keyif, domestik ve sanat dolu bir mekanda buluşuyor.

Ürün tasarım yolculuğunuz nasıl başladı?
Domus Academy’de Master in Design eğitimim sırasında ürün tasarımına ilgim arttı. Ürün tasarımı konusunda yaptığım tüm çalışmalarımın birer hikayesi var. Gezgin’in Anıları koleksiyonum buna bir örnek. Benim gezginim aslında birçoban. Çölde geziyor, ışığa ihtiyaç duyuyor ve İkindi aydınlatmam karşısınaçıkıyor. Üzerindeki abasını, askıya asmak istiyor Aba askımı kullanıyor. Bunlar dışında bir su matarası, Kepenek isimli bir gömleği ve bir de kabuk sehpası var.

Ürün tasarımları aracılığıyla aslında insanlarla bir şeyler paylaşmak ve onların ürünlerimle bir bağ kurmasını sağlamak isterken, ürünün niceliği ile değil, niteliği ile ilgileniyorum. Bak, bu ürün bir şey anlatıyor bana diyebilsinler, şaşırsınlar istiyorum.

Studiopunto bir tarafta, İO nedir peki?
Studiopunto 5. yılını dolduruyor, İO ise İsmail Öklügil olarak sadece kendim için kurduğum yeni markam. Kimsenin bir talebi olmadan, tasarımcı olarak canım ne istiyorsa onu yapacağım bir ortam. Mobilya, perde belki bir iç çamaşırı tasarlıyacağım. Benim olan, bana ait ürünler olacak.

Yeni ne var sırada?

Bunlar dışında ekolojik kaygılara gönderme yapan bir de aydınlatma koleksiyonum var. Ampulün kendisi tek başına aydınlatabilirken, neden onları sınırlandırıyoruz diye sorgularken Lambampul ortayaçıktı. Bir gönderme yaparak, ampulü kelepçeledim. Tasarladığım her üründe malzemenin ham halini kullanmayı daha çok tercih ediyorum. Ancak bir ürünün daha fazla insana ulaşması adına daha kolay ve seri üretilmesi gerektiği de kesin. Bunu da biliyorum. Bunun için de yeni pleksi versiyonlarını tasarladım.

Ayrıca bir de doğal malzemeler üzerine bir masaüstü koleksiyonu tasarlıyorum. Kullanacağım malzeme zeytin ağacı. Onun da farklı bir sebebi var, zeytin ağacı mikrop barındırmıyor. Yeteri kadar bozduk bu dünyayı, bir taraftan toparlamaya başlayalım istiyorum.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*