Bodrum’da Sanat, ‘YALIN HALİ’/ THE NOMINATIVE CASE Casa Dell’Arte ‘de

‘YALIN HALİ’ / THE NOMINATIVE CASE
14 AĞUSTOS – Casa Dell’Arte – BODRUM
Özlem PAKER
Seçil EREL
Nezih ÇAVUŞOĞLU

Haziran oldu mu sezon kapanır ve Eylül’de okulların açılmasıyla herkes büyük şehirlere döner ve hareketlilik başlar. Sanat tam hızıyla start alır. Peki yazın sanat olmaz mı? Tatille mi geçer koca yaz? Hayır tabi ki, sanat olur, sergi olur, pekte güzel olur özellikle turizm beldesindeyse. O şehre başka bir renk ve hareketlilik katar.

Şimdi sizi Bodrum Torba ’da her köşesi değerli sanat eserleri ile dolu Casa Dell’ Arte Otel’de açılmış olan bir sergiye götüreceğim. Birbirinden değerli üç sanatçı Özlem Paker, Seçil Erel ve Nezih Çavuşoğlu ile sergi sonrasında bir araya geldim. Sözü uzatmadan sizi sergi ve sanat yaşamları hakkında sohbetimizle baş başa bırakıyorum.

Soldan Sağa; Özlem Paker, Nezih ÇAVUŞOĞLU, Yasemin Semercioğlu, Seçil Erel
Soldan sağa; Özlem Paker, Nezih ÇAVUŞOĞLU, Yasemin Semercioğlu, Seçil Erel

Yasemin Semercioğlu: İstanbul’da en son Özlem Hanım, Türker Art’ta, Seçil Hanım, Kuad Galeri’de, Nezih Bey siz de Ekavart Galeri’de sergi açmıştınız. Çok da ses getiren sergiler olmuştu. İstanbul’dan sonra Bodrum’da buram buram sanat kokan, Sanat Oteli Casa Dell’Arte Galeri’de açtığınız ‘YALIN HALİ / THE NOMINATIVE CASE’ adlı sergi nasıl doğdu? Neden Casa Dell’Arte’yi seçtiniz?

Seçil Erel: Takip edenler hatırlayacaktır geçtiğimiz yıllarda Casa Dell’arte’nin İstanbul Mısır apartmanında galerileri vardi. O dönemlerde sonradan Galeri Zilberman olan CDA Projects’in temsil ettiği sanatçılardandım. Yani uzun yıllardan beri birlikte keyifle çalışma fırsatımız oldu.

Sanatı İstanbul’a tek noktaya hapsetmek yerine farklı yerlerde paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sıcaklarda da Bodrum’dan daha uygun bir yer düşünemiyorum.

Serginin oluşum surecinde diğer sanatçı arkadaşlarım ve benim buluştuğumuz ortak paydalar göz önünde bulundurularak karar verilmiş ve bizler buna göre davet edildik. İçerik ve görsel açıdan zengin bir sergi hazırladık.

Nezih Çavuşoğlu: Kendimi yarı İstanbul’lu yarı Bodrum’lu bir ressam olarak tanımlıyorum. Onun için Bodrum’da sergi açmak benim için fevkalade heyecan verici oldu. Casa Dell’Arte çok önemli bir sanat oteli, Casa Dell’Arte’yi kuran ve yönetenler de Türkiye’de sanata önem vermiş büyük koleksiyonlar yapmış kişiler. Benim içinde önemli bir yeri var. Bu sergi öncelikle bana kişisel sergi teklifi olarak geldi. Fakat 2015’in Nisan’ında yeni Ekavart Galeri’de kişisel sergimi bitirmiştik. Ağustos ayına 20-25 eser yetiştirmem imkânı olmayan bir durumdu. Acaba karma sergi nasıl olur diye düşündüğümüz zaman çok değerli iki sanatçı Seçil Erel ve Özlem Paker ile tanışmış oldum. Dolayısıyla karma sergi konsepti ortaya çıktı. Bu karma sergiye ‘Yalın Hali’ İngilizcesi ‘ The Nomınatıve Case’ dedik. Serginin ismi Gamze Büyükkuşoğlu tarafından gündeme getirildi.3 sanatçı olarak biz de benimsedik bu ismi. Sevgili Seçil Erel’in ve Özlem Paker’in resimleri benim sevdiğim bir lisan. Benimle birlikte güzel bir bütünlük arz edeceğini benimde onlara bir şeyler katabileceğimi varsayarak üçümüz Bodrum’da ki sanat izleyicilerine çok güzel bir sergi sunduk. Sergi açılışına, sanat sever bir zümre geldi ve hakikaten büyük bir ilgi gördü. Ve Casa Dell’Arte’de üç sanatçı bir arada olmamız beni fazlasıyla mutlu etti.

rop-sergiden-1

Y.S.: Eserleriniz, ilk aklınıza düştüğü andan itibaren nasıl bir serüvenden geçiyor? Sizce, resmi yapma anınız bir meditasyon mu?

Seçil Erel: Calışmalarımda özellikle kurgu kısmında akılcı, hesaplı bir yan olmasıyla birlikte anin tesadufi etkilerinin bulunduğu akışı görmek mümkün. Bu nedenle meditatif yanı var tabi. Ayrıca üretim sürecinin yanı sıra bitmek bilmeyen araştırma süreci ve atölyede olmak çok heyecanlı.

Sanat yapmak, onunla iç içe olabilmek harika bir sey…

Özlem Paker: Ben sürekli ve birbirini izleyen işler yapmıyorum. Seriler halinde çalışıyorum. Dolayısıyla her seri yeni bir serüven benim için. Ama kullandığım ögeler genelde yıllar içinde birikmiş olan görsellerden ve fikirlerden oluşuyor. Yani uzun bir kuluçka dönemi oluyor. Sergi kavramı oluşmaya başladığında ise son hallerini alıyorlar. O son süreç tamamen bir meditasyona yatma, belireni algılama ve yansıtma şeklinde ilerliyor. Eserler bir bakıma kendiliğinden beliriyor ve hem malzemeyi hem de tekniği belirliyorlar.

Nezih Çavuşoğlu: Eserlerimi üretirken tabi ki tahmin ediyorum ki her ressamda olduğu gibi bir meditasyon hali oluşuyor. Hatta bir şizofreni bahçesi oluşuyor atölyede. Ressam çoğu zaman eserleri bitme noktasına geldiği zaman tabi büyük mücadeleler sonrası bir esere bitti diyebiliyoruz. Ama o uğraş esnasında çok kozmik dünyalar diyelim, ulvi dünyalar diyelim veya yaratım iç güdüsünün getirdiği ego patlamaları diyelim bir takım ruh hallerini atölyede yaşıyoruz. Tabi bunların hepsini iş bittiği zaman atölyede bırakabilmek gerekiyor. Atölyenin kapısını kapattığınız zaman orada kalmalı her şey. O ruh hallerini dışarı taşımamamız gerekiyor. Atölyede resim yapma anı hele de üretkensem, ruhumdakileri aktardığımı hissediyorsam en mutlu olduğum an ve tam bir meditasyondur benim için.

rop-sergiden

Y.S. : Yapıtlarınızın temelini oluşturan öğeler ve duygu, genelde, dünyada katlanamadıklarınız mı, size mutluluk verenler mi?

Özlem Paker: İnsan olma durumu ve varoluşla ilgileniyorum genelde. Kendi özümde de katlanamadığım şeyleri, durumları pozitif enerjiye dönüştürme yolunu benimsediğim için, sanırım işlerimde de bunu yapıyorum. Bunu yapabilmek için kabulleniş ve akışa bırakmak çok önemli. Konular karamsar gibi görünseler de, benim işlerimde de bu kabulleniş, ve onun getirdiği huzur, neşe ve canlılık öne çıkıyor.

Seçil Erel: Hepsi…

Hepsi bir bütün ve ben beni derinden etkileyen şeylerden kendi hikayemi çıkartıyorum.
Bellek, zaman, mekan, var oluş temel olgular olduğu için politik konulardan da, bir yaprağın üzerindeki partikülden de, şehirdeki dönüşümden de, parktaki çocukların koşuşturmalarından da ilham alıyorum.

Nezih Çavuşoğlu: Cevaplaması zor bir soru. Her ikisi de var mutlaka. Benim yapıtlarımın alt yapısını incelediğiniz zaman kendime ait bir teknik ile çalışıyorum. O teknik neticesi resimlerimde bir yıpranmışlık yaşanmışlık tarihsel bir olgu var ve bu tabi ki özünde biraz hüzün barındırıyor. Resimlerime baktığınız zaman o hüznü yakalamamak mümkün değil. Ben zaten sanatın temelinde mutlaka bir acının yattığına inanıyorum. Bir acı var ve o acı zaten sanatı tetikleyen ve başkaldırıya yönlendiren bir durum oluşturuyor tabi bunu yaparken bu bilinç dışı bir kavram olarak eserlerimizde yerini buluyor. Biz sanatçılar bunu çoğu zaman bilinçli yapmıyoruz. Bunlar bizim dışımızda çok iyi sanat eleştirmenlerinin değerlendirme yapması gereken bir konular.

Son dönem eserlerimde ‘Melankolik Dalgalar’ adını verdiğim eserlerimde içinde mutluluktan daha çok hüzün barındırıyor. Bizans’ı ele alıyorum. Orada da bir hüzün yaşanmışlık bir yıpranmışlık var bunların tümüyle bir ifadeyi duygusal anlatımı dile getirmeye çalışıyorum.

Y.S. : Popüler kültürün yozlaştırdığı dünyada, kurtuluş gerçekten sanatta mıdır? Yoksa çoktan vazgeçilmiş bir kuram mıdır bu?

Özlem Paker: Popüler kültürün kaçınılmaz bir şey olduğunu düşünüyorum. Çağın sorunları ve güncel temaları neyi gerektiriyorsa o şekilde ortaya çıkıyorlar. Dünya üzerinde nüfus çoğalıp, eğitim ve gelir düzeyi azaldıkça, savaşlar çoğaldıkça, ne yazık ki daha ergin bir kültürün oluşmasını beklemek de bence gerçekçi değil. Bu yüzden herkes kendince bir kaçış noktası arıyor. Sanatın her alanı bu kaçışı çok daha direkt sağlayabilen yollar. Vazgeçebileceğimizi sanmıyorum çünkü sanat paylaşıldıkça büyüyor ve büyütüyor; ama kurtuluşun da sanattan geçtiğini düşünmüyorum. Hatta ben kurtuluş olduğunu bile düşünmüyorum. Yalnızca olabildiğimiz kadar var oluyoruz, yaşıyor ve üretiyoruz…hepsi bu.

Seçil Erel: Bugünü yaşarken popüler kültürden kaçmak imkansız. Sanat insanlara çok şey öğretir, düşündürür ve kültür yaratır. Popüler kültür de bunlardan biri. Ben sanatın sürekliliği ve kalıcılığına inanıyorum. Dünya ya da ülkemiz sanattan vazgeçerse kim bilir daha neler görürüz!

Nezih Çavuşoğlu: Bir sanatçı olarak, gönül rahatlığı ile çözüm sanattadır diyebilmeyi çok istiyorum da. Ancak şöyle bir durum var. Bu kapitalist dünyanın acımasız tavrı maalesef sanata da elini attı ve sanat mı değil mi tartışmaları da beraberinde geldi. Bunu zamanla her şeyi ayıkladığı gibi tarih ayıklayacak ve yerine mutlaka koyacaktır. Bunların içinde kakofoni oluşuyor bazı eserlere sanat demek zorunda bırakılıyoruz. Hâlbuki yapılan obje bir sanat objesi değil dekoratif bir obje, eskiden herhangi bir dekorasyon dükkânından aldığımız önümüze sanat olarak konulabiliyor dolasıyla karmaşa oluşuyor. Uzun vadeli bakmak lazım, ben bunların ayıklanacağına ve popülist gidişe dünyada ki kaosa dur diyenin yine sanat olacağına inanıyorum. Cevap sanatta yatıyor.

rop-yasemin-

Bu güzel sohbet için sanatçılara çok teşekkürler. Özgün çalışmalarıyla adından söz ettiren bu 3 sanatçı Özlem Paker, Seçil Erel ve Nezih Çavuşoğlu’nun bir araya geldiği ‘Yalın Hali’ sergisi 30 Ekim 2015 tarihine kadar Bodrum-Torba’daki Casa Dell’ Arte Galeri’de devam ediyor. Bodrum’da yaşayanlar ve Eylül’de Bodrum başkadır gidelim diyenler için mutlaka ziyaret edin derim.
Sanatla kalın …

||||| 0 ! |||||

“Bodrum’da Sanat, ‘YALIN HALİ’/ THE NOMINATIVE CASE Casa Dell’Arte ‘de” için 1 cevap

  1. Her zaman ki gibi Yasemin Semercioğlu farkı ortaya çıkmış. Muhteşem bir söyleşi . Üç ressamın bir birinden bağımsız olarak gerçekleştirsiği bu söyleşinin bu kadar bütünlük arz edebilmesi tamamen Yasemin in o pozitif enerji gücü ile gerçekleşiyor. Harika.

    Nezih ÇAVUŞOĞLU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*