Sustainable Forever?

Japonya’da 8,9 şiddetinde büyük bir deprem ve tsunamiye uyandığımız bugün, sürdürülebilirlikle ilgili konu seçmek ve yazı yazmak bir hayli güç. Dünyada olup bitenleri bir süreliğine kenara bırakıp, burada neler olup bittiğine göz atmak ve geçtiğimiz hafta katıldığım bazıönemli etkinliklerden bahsetmek istiyorum. Bunların ilki 4-5 Mart tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde yapılan TOKI 2011 Konut Kurultayı.

Ana başlık: Doğal Afetlere hazırlıklı bir Türkiye için kentsel dönüşüm seferberliği!

Hükümet, belediye ve gayrimenkul sektörününüst düzey katılımıyla halka da açık olarak gerçekleşen kurultayın konuşmacılarıülkemizden ve dünyanın her yerinde gelen akademisyen, siyaset ve sivil toplumörgütleri temsilcileriydi. Mimarlık, mühendislik, kültür, yerel siyaset, sanat, şehircilik, inşaat,çevre, eko sistem, jeoloji gibi farklı ama birbirini tamamlayan disiplinleri temsil eden uzmanlar tarafından Türkiye’nin geleceği için beyin fırtınası yapıldı.Özellikle depreme karşı dönüşüm için sürdürülebilir kalkınma plan ve stratejileri tartışıldı. Adeta saatli bomba gibi bekleyen deprem tehdidine karşı mevcut dayanıksız ve eski konut stokunun acil olarak dönüştürülmesi gerekiyor. Artık kaybedilecek vakit olmadığının herkes farkında.

Kurultayda benim ilgimi ençokçeken ise“Sürdürülebilir Konut Tasarımı, Kentsel veÇevresel Standartlar ile ilgili Yaklaşımlar” oturumu oldu. Birbirinden değerli konuşmacıların her birinin sunumu bir yazı konusu olabilecek doyuruculukta olduğu için ayrıntılara girmem maalesef mümkün değil. Oturumda, Yeşil bina dendiğinde Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olanÇedbik Başkan Yardımcısı Dr. Duygu Erten’in sunumundaülkemizde sürdürülebilirlik sertifikası için başvuran binaların sayısının 50’yi geçtiğini ve Türkiye içinözel sertifikasyon oluşturulması konusundaönemli yol kat edildiğiniöğrendim.

Yapı Endüstri Merkezi genel müdürü Barış Onay’ın sürdürülebilirlik kavramının Türkiye’de halakarbon salımı yerine karbon salınımı,yenilenebilir enerjinin ise yenilebilir enerji olarak telaffuz ediliyor olması tespitine gülümsedim.

Zero Carbon 2050 programının ve Türkiye’nin ilk eko kampüsünün yaratıcısıÖzyeğinÜniversitesi rektörü Prof. Pınar Mengüç’ün anlattığı nano teknoloji ve ileri mühendislikçalışmalarıyla gurur duydum.

MimarEmre Arolat’ın yüksek duvarlarla kimi neden koruduğu belli olmayan ve yeşili ancak kendisine yarayan ve mimarların kendini gösterme platformuna dönüşen Göktürk bölgesindeki suç oranlarının yüzde 78’inin sitelerin güvenlik görevlilerinden kaynaklandığını duyunca ise oldukça şaşırdım.

Yine geçen hafta“Sürdürülebilirlik” ana başlıklı AYD (Alışveriş Merkezleri Yatırımcıları Derneği) konferansına konuk konuşmacı olarak davet edilen Dr. Kjeil Nordstrom oldukça ilham vericiydi.

Uluslar arası ençok satan listesini uzun süre altüst eden ve 33 dileçevrilenFunky Business Forever(Türkçe – Sonuna Kadar Delifişek..) kitabını Jonas Ridderstrale ile birlikte yazan Dr. Kjeil Nordstrom,çalışmalarında ve konuşmalarında kurumsal stratejiler,çok uluslu şirketler ve küreselleşme konularına odaklanıyor. Başka bir deyişle yeni dünya düzenine… Bütün ezberlerin bozulduğu, geçerliliğini hızla yitiren geleneksel sistemlerin yerle bir olduğu günümüz dünyasına! Rekabet edebilmenin ancak sürdürülebilir alternatif stratejiler geliştirmekle mümkün olacağına inanıyor. Bu ortamda toplumlar, organizasyonlar ve bireylerin ancak farklı ve yenilikçi olaraköneçıkabilecek .

Yineçok ses getiren diğer bir kitabının adı Karaoke Kapitalizm. Karaoke Kapitalizm, Vahşi dünya düzeninden zevk almanın yollarını arıyor.

Sağladığımız hizmeti,ürettiğimizürünü hatta müşterilerimizi gerçekten sevebiliyor muyuz?

Beğendiğimiz ya da hoşlandığımız değil, tutkuyla sevdiğimiz işler yapabiliyor ve içine eğlence katabiliyor muyuz??

Kariyerimizi bilgi, birikim, hayal veözlemlerimize göre şekillendirebiliyor muyuz???

Yeni bir küresel hakikat mi var?

Yeni dünya düzeninde sudançıkmış balığa dönmemek için acaba kafaları biraz sudan dışarıçıkarıp, artık hiçbir şeyin eskisi gibi süremeyeceğinin farkına varmamızın zamanı gelmedi mi? Sonsuz olmayan doğal kaynakları bugünkü gibi tüketmeye devam edersek 2050 yılında 2.3 dünyaya ihtiyaç olacağı gerçeğinden daha ne kadar kaçabiliriz? Unutmamalı ki sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik refah toplumdaki herkesten maksimum faydalanmaya dayanıyor.

||||| 0 ! |||||

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *


*