free-n-happcover

” Free’n Happy ” Bağımsız ve Mutlu Leyla Alaton

Karşımda gözlerinin içi gülen, enerjisi hiç bitmeyen, yorulmak bilmeden, şikâyet etmeden atom karınca gibi çalışan, iş dünyasındaki başarılarının yanı sıra, sanata sanatçıya ve en önemlisi kadına verdiği destekler ile adından söz ettiren, bir iş kadını var. Bağımsız ve mutlu dimdik ayakta ve önceliklerini de çok iyi bilen bir anne. Her sabah dediği gibi FREE’N HAPPY LEYLA ALATON.

Leyla Alaton / Yasemin Semercioğlu

Leyla Alaton / Yasemin Semercioğlu

Alaton’un Ekavart Galeri’de açılan Leyla Alaton Koleksiyonu’ndan Seçilmiş Eserler ‘Alaca’ sergisi hakkında röportaj için ofisine gittiğimde sanat ile başlayan sohbetimizi, sanat, kadın aile ve hiç anlatmadığı konuları konuşarak tamamladık. Zevkle okuyacağınızı umuyorum. Işık saçan ruhuyla, tüm içtenliği ile Leyla Alaton…

Yasemin Semercioğlu: Daha çok Çağdaş Eserlerden oluşan koleksiyonunuzu, ‘ALACA’ adıyla geçen sene Ankaralı Sanatseverler ile m1886, Döne Otyam’ın Sanat Galerisi’nde buluşturdunuz. Bu sene ise İstanbul’da Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı’nın (Ekavart) Galerisi’nde yine Deniz Artun küratörlüğünde ‘ALACA’ serginiz açıldı ve devam etmekte. Evinizde ki sanat eserlerini sanatseverler ile buluşturma fikri nasıl doğdu ve İstanbul’daki sergi süreci nasıl gelişti?

İnci Aksoy / Leyla Alaton /

İnci Aksoy / Leyla Alaton / Arzu Kaprol

Leyla Alaton: Benim koleksiyonumun ortaya çıkması Galeri Nev Ankara’dan Deniz Artun’un fikridir. ‘Leyla Hanım gelin Ankara’da bu eserleri gösterelim, çok güzel eserleriniz var.’ dediğinde şaşırdım. Tamam, benim ruhuma çok iyi geliyorlar, çok seviyor, onlarla yaşamaya bayılıyorum ama ‘Leyla Alaton Koleksiyonu’ diye bir iddiam hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Ankara’da, farkında olmadan oluşan bu seçki ile harika bir sergi oldu, çok da ses getirdi. Ben de insanlara bu kadar değişik dokuda bu kadar eseri gösterdiğim için büyük zevk aldım. Mesela bu gün Ekavart Galeri’nin instagramına çok güzel bir yorum koymuşlar. Originel Dergisinde çıkmış. ‘Alaca Sergisi Leyla Alaton’un dünyasını keşfedilmeyi sağlayan saf ve sahici bir ışık.’ Bundan güzel bir tarif olamaz doğrusu. Ankara sonrasında İstanbul’da bu serginin açılması da Ekavart Galerisi’nin Yöneticisi İnci Aksoy’un fikriydi.14. İstanbul Bienali’ne paralel ne yapayım diye düşünürken ‘Alaca’ neden olmasın diyerek sunduğu muhteşem fikri ile de beni onore etmiştir. Çünkü koleksiyonu İstanbullu sanatseverler sadece fotoğraflardan ve Ekavarttv’den izleyerek görmüşlerdi. Şimdi ise bire bir yaşama fırsatları var. Contemporary veya Artınternatıonal zamanı evime gelen, gören yabancı misafirler oldu. Ama galeri ortamında eserleri neredeyse tanıyamıyorsun, bir evde sergilenişi ile galeride görmek çok farklı bir duygu. Benim içinde farklı bir duygu, daha önce görenler içinde öyle oldu. İyi bir süreç oldu, serginin küratörü Deniz Artun tekrar geldi, yerleştirdi. Ve müjdeyi buradan vereyim sergi 1 hafta daha uzatıldı.

IMG_0222

Jullian Opie / Gallery Staff

Y.S. : ‘Alaca’ sergisinin bütününe baktığımız zaman hem kadın sanatçıların hem de kadın temasının yoğun olduğunu görüyoruz. Sizin herkesin bildiği feminist de bir yanınız var. Kadına şiddete karşı ve kadınla ilgili tüm konularda her türlü desteği veriyorsunuz. Yoğun iş hayatınızın arasında özellikle üretmeye ekonomik özgürlüğünü kazanmaya çalışan kadınlara desteğiniz, bütün bunları hangi duygular ile yapıyorsunuz?

L.A.: Evet doğru, kadın sanatçılar çoğunlukta ve Onlar’ın isimleri tekrar gündeme geldi. Tekrar ne kadar değerli oldukları hatırlandı. Açılışa Nur Koçak geldi beni onurlandırdı. Yapıtlarını çok beğendiğim bir sanatçı. O’nun böyle feminen bir eserine severek sahibim ve benim için büyük zevk. Eser kuru boya ile yapılmış parfüm şişesi ve iki tırnak cilasından oluşuyor çok dişi. Sanatseverlerin diğer eserleri de birebir görmelerini tavsiye ederim.

Nur Koçak / Leyla Alaton

Nur Koçak / Leyla Alaton

Birincisi ben 8. viteste çalışıyorum ve yaşıyorum. İnsan bir şeyi çok isterse yapar diye düşünenlerdenim. Ben bahane aramayan kesinlikle önceliklerimi bilen bir insanım. Bu bir trend diye feminist olmadım. 30 senedir böyleyim. Amerika’dan döndüğümden beri bu işlerin içindeyim. Her zaman kadının çalışmasını ekonomik bağımsızlığının olmasını, parası olan kadının da, hem özgür hem bağımsız olabileceğini, dolayısıyla da mutlu olabileceğini düşündüm. Ve hep bu düşünceyi yaymaya, anlatmaya, ikna etmeye ve anlaşılmasına çalıştım, özellikle gençlere destek verdim. Nitekim cumartesi günü Ekavart Galeri’ye 50 ila 80 arası Turkishwin, ‘Geleceğin Lider Genç Kızları’ gelecek. Bütün kampüslerdeki kız öğrencilerin bir topluluğu. İleride bütün bu gençler iş kadını olacaklar ve orada benim yapacağım motive edici bir konuşma ‘ Free’N happy’ yani hem paranızı kazanın, hem mutlu olun, hem de hayatı paylaşın mesajım olacak. Çok önemli, bir kadının ekonomik bağımsızlığının olması. Ailesi bile olsa, mutlaka eve parasal bir katkısı oluyorsa, kendisine daha eşit davranıldığını düşünüyorum. Ve de hayatı kazaya gelirse, yani boşanırsa çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalırsa parasını da kazanırsa onun için hayat daha mümkün olur. Sudan çıkmış balık olmaz.

Y.S. : Free N Happy’den bahsettiniz ve bunun ne anlama geldiğini sosyal medyada da birçok kez paylaştınız. Free’N Happy’yi sadece bir göğe yükselen el olarak bilenler var. Bu hareket nasıl doğdu ve bu kadar yayıldı?

L.A. : Az önce de söylediğim gibi free bağımsız happy de mutlu demek. Bir kadının hem bağımsız hem mutlu olması içinde ekonomik özgürlüğünün olması lazım. O hareket de böyle kendi kendine gelişti, yürüyüşlerde eli yukarı kaldıra kaldıra, özgür ve mutlu gittikçe oturdu. Sonrasında başkaları yapmamı istedi veya başkaları yapıp göndermeye başladı ve böylece bağımsız mutlu kadınların temsili bir hareketi oldu.

Y.S. : Yıllardır yaptığınız koleksiyondan seçkileri sergiliyor, sanatın ve sanatçının destekçisi oluyorsunuz. Üniversiteden mezun olurken anne ve babanız size Erte’nin bir eserini hediye etmiş. Bu eseri, koleksiyonerliğe başlamanızın miladı olarak kabul edebilir miyiz? Sonrasında koleksiyonerlik süreci nasıl gelişti? Hangi duygu ile sanata ve sanatçıya destek veriyorsunuz?

 

Erte

Erte / Her Secret Admirers

L.A. : Çok geniş ve çok güzel bir soru, bütün öğleden sonra oturabiliriz burada. Evet, mezuniyet hediyesi olarak, Erte’nin çok güzel bir litografisini anne ve babama aldırmıştım. Adını da hatırlıyorum ‘Her Secret Admirers’ Yani ‘ O’nun Gizli Hayranları’. Bu gün hala yatak odamda asılıdır. Resimde önde kraliçe gibi bir kadın, arkasında O’na kalp uzatan 18. Yüzyıl dönemi giyim tarzındaki erkekler var. Ben kendimi bu resimdeki kadınla çok özdeşleştirdim. Bunu ilk defa anlatıyorum. Güzel olduğum gençlik dönemimde çok hayranım olmuş, ama bana hiç yaklaşamadılar, bunu söyleyemediler. Ben çok sonra öğrendim bu hayranlıkları. Yaklaşılamayacak kadar mesafe koyan, taviz vermeyen, sert ve de korkulan bir karakterim vardı. Bana yaklaşmak kolay değildi. Aslında 26-28 yaşları, öyle çok güçlü bir kadın da değildim. Bazı insanlara, yaklaşmaya cesaret etmek zordur, ben onlardanım, hala da öyleyim. Ama yakından tanıdıktan sonrada nasıl böyle düşünebildim diye kendi kendilerine şaşırırlar. Sanırım bu yaşlarımda daha yaklaşılabilir de oldum. Çünkü içinde bulunduğum ortam daha farklı, sanat insanları yaklaştırıyor. Seninle de öyle bir ortamda tanışmış daha hızlı daha çabuk arkadaş olmuştuk. Bu koleksiyonerliğe geçiş sürecim ise çok değişik dönemlerde bazen daha yavaş bazen daha hızlı oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki son 10 yılda benim koleksiyonerlik sevdam coştu. Bundan daha çok zevk almam, üzerine eğilmem daha duyarlı ve istekli olmam arttı. Çünkü biraz daha önceliğim olabildi çocuklarım büyüdü, işim aktif devam etse de sanata daha çok zaman ayırabilir oldum. İçinde olduğum sosyal dernek ve vakıf ortamları buna müsait oldu. Mesela Aksanat’ın Danışma Kurulu’nda olmam, New York’taki New Museum Liderlik Kurulu’nda yer almam, Artınternatıonal ve Contemporary Danışma Kurulları’nda yer almam, otomatikman sanat ile iç içe olmamı sağladı. Hayatımın bu evresinde olay böyle gelişip hepsi bir birini tetikledi.

Sanatın içinde takipçisi olmak aslında başlı başına bir iş. Bu da bir meslek dalı haline geldi. Dünyadaki bütün fuarları, bienalleri ve sergileri gezebilmek benim için de imkânsız. Bu kadarını yapabilmek için insanın çok ama çok parasının ve sadece ona ayıracak çok zamanının olması gerek o zaman bütün hayatını öyle geçirebilir. Fakat ben çocuklar büyüdü önceliğim sanat olabildi desem de, birinci öncelik hep çocuklarım olacaktır diyebilirim.

Y.S: Allah bağışlasın iki yakışıklı, Atlas ve Eros adında oğlunuz var. Yaşları gereği şu an farklı ilgi alanları var spor gibi. Sizin gibi bir anneye sahipken Onlar’ın sanata ilgisi nedir? Size ailenizin hediye olarak aldığı eser gibi sizin de Onlar’a özel almış olduğunuz bir sanat eseri var mı?

 

LEYLA-ALATON-ogulla

Leyla Alaton ile oğulları Eros ve Atlas

L.A. : Ben çocuklarımın bu kadar küçük yaşta eğer sanatçı ruhları, sanat yapma istekleri ön planda değilse bile, otomatikman öyle bir ambiyansta büyümelerinin Onlar’a sanatı sevme ve estetik duygusunu vereceğini düşünüyorum. Onlar için aldığım eser var tabi Pınar Yoldaş’ın lazer kesim pleksiglas üzerine akrilik bir eseri. O renkli beyin onların da beyinleri renkli olsun, bilgi dolu olsun diye düşündüğüm, en sevdiğim eseri. Çocukların her gün en çok zamanını geçirdiği, televizyon seyrettiği, arkadaşları ile oturdukları evin en çok kullanılan köşesinde asılı. Yani yüzde yüz sanat ile içi çe yaşıyorlar. Hiçbir şekilde aman bir zarar görür diye eserleri onların radarı dışında tutmuyorum. Bir tek eserlerin en çok olduğu salonda basket topu ile oynamamalarını istiyorum o kadar.

Y.S. : Sanırım bütün annelerin isteğidir bu.

L.A. : Doğru ama benimkiler ona da meyilliydiler. Hatta yaptılar ve girişte bir lambayı kırdılar. Başka şeylerde oldu o konuya girmeyelim. Biliyorsun evimin her köşesinde, bahçemde, balkonumda, kapı girişinde sarmaşıkların arasında bile sanat eseri var. Çocukların radarına hepsi girmiş oluyor. Bazen bu radar tehlike arz etse de mühim olan bu atmosferde büyüyor olmaları. Beyin bu görselliği en direkt alır ve kaydeder besler geliştirir ki ileride üniversitede başka bir şehir ve evde oturacak olurlarsa Onlar’da sanat eserleri asacaklardır duvarlarına. Ben en azından öyle olacağını düşünüyorum.

Y.S. :  Bir sohbetimizden de hatırlıyorum ‘Benim depoda bekleyen eserim yok. Hepsi evimde, iş yerimde gözümün önünde’ demiştiniz. Kimi koleksiyoner eseri yatırım aracı olarak görür. Ben sizin kalben aldığınızı düşünüyorum. Sizin eser alırken kriterleriniz neler? Alaca koleksiyonunuzda belki içiniz de sakladığınız sizin için anlamı farklı olan eserler var mı?

L.A.  : Aldığım eserlerin hiç birini yatırım aracı olarak görüp almadım ve hiç birini de satmadım. Ben başkalarının evinde şu ya da bu eser var diye, bir sanatçı popüler diye eser almam. Bir Tony Cragg 10 tane yerde var diye almam. Tam aksine hiçbir yerde olmayanları tercih ederim. Çünkü o kadar sık görülen sanatçı eseri bana bazen bir şey söylemiyor.

‘Alaca’ Koleksiyonumda tek bir eser gösteremiyorum. Hepsi ayrı yerimi gıdıkladı, bütün eserlere çok ani aşık olup karar verdim. Hiç birinde uzun tereddüt yaşayıp haftalarca düşünmedim. Ben ne istediğini bilen bir kadınım, öyle beş kişiye beğendirip fikrini alıp on tane yerden fiyat sorup üçtü ne kadara düşer diye düşünüp almıyorum. Benim gözümü, ruhumu okşadıktan ve onunla da yaşamak istedikten sonra fiyatı da bütçeme uyuyorsa almamam için bir neden yok. Başka hiç ne danışmanım ne de onaylattığım bir arkadaşım vardır. Kendi dünyamda yaşadığım paylaştığım eserler onlar, sanatçısını bile tanımıyor olabilirim. Benim için sanatçılar bir yıldız gibidir uzaktan sevmek daha iyidir.

LEYLA-ALATON-714Y.S. :  Çıtası yüksek iki insanın yanında yetiştiniz. İshak Alaton’un kızı olduğum için şanslıyım demiştiniz. Babanızın ve rahmetli Üzeyir Garih’in gelişiminizde çok büyük rol oynadığı kesin. Fakat onun dışında da sizin hiçbir kalıba sığmayan çok özel bir karakter yapınız var. Onlar olmasaydı leyla Alaton nerede ne yapıyor olurdu? Amerika’ya gidip kemer sattığınız bir dönem var O babanızın teşviki ile olan bir girişim miydi?

L.A. : Ben İshak Alaton’dan doğmasaydım zaten başkasından başka bir karakterde doğacaktım belki… İşte bu genden, anne ve babamın birleşmesinden bu çıktı. Sonrasında Üzeyir Bey’in, o ilk iş hayatı eğitiminin katkısı çok büyük. Amerika’da ki girişimim babamın yönlerdiği bir şey değildi. Benim 12-13 yaşında karakter belliydi. Lider ruhluydum. Zaten lider ruhlu isen o yaşlarda ortaya çıkıyor şu an oğlum da 13-14 yaşlarda ve O’da o ruha sahip. Her şeyi ben organize ederdim, arkadaşlarımı toparlardım, kararları ben verirdim neyin ne zaman nasıl yapılacağına. Zaten lider ruhun varsa onu bastıramıyorsun. Hep ön plandaydım.13 yaşından beri çalışıyorum. Fuarda bir şeyler satayım diye çok meraklıydım, İKSV’de çıkıp sanatçılara çiçeği verirdim, gönüllü çalışmak isterdim. Yazları şirkete gelip teleks yollardım. Düşün o zamanlar teleks vardı ne kadar eskiye gidiyoruz, fakstan evvel. Bu beni çok genç yapmıyor ama telekse yetiştim, gördüm Zincirlikuyu’daki Alarko’nun binasında. İlk Rami’deydi sonra Zincirlikuyu, Maslak, sonra Ortaköy. Rami’ye bebek olarak gidiyordum, Zincirlikuyu’dakine genç çocuk olarak yetiştim, Maslakta artık üniversiteliydim yazları staja gidiyordum. Hep çalışkan, yapıcı, vızır vızır ve üretken oldum hiç pasif olmadım. Yan geleyim yatayım demedim 8. Viteste çalışan bir yapım var ve hep çoğaldı bu durum.

Y.S. :  O dönemleri hatırlıyorum iş kadını olarak da kimse yoktu. Üretken, parlak ve çalışkan iki kişiydiniz.

L.A. : Evet doğru o zaman iki kişiydik. Sağ baştan say Güler Sabancı sol baştan say Leyla Alaton vardı. Çünkü, karar mekanizmalarında kadın olsa bile hiç bilinmiyordu, ikincisi gazeteci arkadaşlar ya Güler Sabancı’ya ya bana gelirlerdi. Başka iş kadınları da vardı ama az sayıdaydı, Kıbrıslı iş kadını Sıdıka Atalay vardı mesela. Ben o dönemde Emlak tanıtım işi yaptığım için, Alkent, Alsit satışları, pr yapıp ve tanıtımı sadece röportajlar ile yapıyordum. Çok ön plandaydım şirketin reklam yüzü olmuştum ve şirket açısından hiç reklam parası pr parası vermeden ekonomik bir şey yapıyordum.

Y.S. : Kardeşiniz Vedat Bey mesela daha arka planda durmayı isteyen bir kişiliğe sahip değil mi?

L.A. : Evet Vedat hiç tanınmak istemez. O’nun da karakteri ona müsait. Biz ona göre bir iş bölümü yaptık. Herkes aynı işleri yapsa diğer işleri kim yapacaktı değil mi?

Y.S. : Kesinlikle doğru, denge sağlanmış oluyor böylece. Sizin şirketin reklam yüzü olmanızın dışında İş kadını olarak çok da samimi bir yapınız var. Ben bu kadar aktif, insanlarla iç içe, samimi çok az iş kadını görüyorum, birçoğu ulaşılmaz soğuklukta duruyorlar. Bunda sizin aile içinde yetiştiriliş tarzınız mı yoksa farklı karakter yapınız mı ağır basıyor?

L.A.:  Bence aile terbiyesi çok önemli. Benim annemin de babamın da hem karakterleri hem değer yapıları insan olarak insanlar. Herhangi bir nedenden dolayı, hiçbir insanı, arkadaşlarını hor gördüklerini görmedim. Annem Avrupalı İsveçli, biliyorsun çok eşit bir toplumdan geliyor. Aynı zaman da ikisi de savaş çocuğu. 2. Dünya Savaşı sonucuna katlanmış çocuklar. Biz de evde şımartılmadık, hor görmeyi öğrenmedik. Bunlar ailede rol model öğrenilen değerler. Benim için hiç fark etmez Hillary Clinton ile şu an seninle konuştuğum gibi konuştum. Geçen gün Kuveyt Emir’inin eşi Paula El- Sabah vardı burada, eski İran Şahı’nın eşiyle de New York’tan tanışıyorum benim için hiç fark etmiyor insan insandır. Onlar da öyle. Biz diyoruz ki o tip insanlar çok erişilmez tam aksine çok daha yukarıda olanlar çok daha zarif ve insan olabiliyorlar. Onları çevreleri böyle ulaşılmaz ve Onlar ile görüşülmez yapıyor onun için de yalnız kalıyorlar. Hâlbuki hiç öyle bir şey yok. İnsanlar mitlere inandıkları için kendilerini mitler ile kısıtlamış oluyorlar. Hâlbuki o mitlere takılmayanlar, dümdüz gidenler çok daha başarılı oluyor. – öyledir, – öyle derler, – ama bu iş böyle olur diye hep böyle kendine başkalarının söylediği bahanelerle ilerleyenler ki ilerleyemiyorlar dikkat edersen, yasak tanımayanlar dümdüz gidiyorlar. Ondan sonra Onlar’a şanslı deniliyor. Onlar şanslı falan değil ki korkup çekinip başkalarına inanıp sadece başkalarının kendilerine koyduğu yasakları tanımamış karakterler.

Bir taraftan da samimi olduğum kadar mesafeyi de severim kendimle bile bir mesafem vardır. Fazla samimi olmak saygısızlık getirir. Çok hashas bir dengedir. Ben ona çok dikkat ederim, hiç kimseyle fazla haşır neşir olmak istemem çok yardım severimdir elimden geldiği kadar güzel kadınsı içten tavsiyelerde bulunurum ama gidip te O kişinin peşine de düşmem. Hayatının bir parçası olmaya merakım yoktur doğru olan bu ama herkes yapamayabiliyor. Zaten buna vaktim de yok.

Y.S. : Eskiye göre günümüzde iş kadını sayısı arttı ve bir diğer taraftan da kadına şiddet te korkunç şekilde artıyor. Konferanslara katılıyor, kuruluşlara destek veriyor ve sosyal medya da bu yönde paylaşımlarınız oluyor. Başka neler yapılmalı?

L.A. : Bütün bunlar bir uyanış, farkındalık ve ben onu yapmaya çalışıyorum. Şiddetin tarifi bile son yıllarda konuşulmaya başlandı. Biz, çocuklarımıza bile gösterdiğimiz psikolojik baskının nasıl bir şiddet olduğuna yeni uyandık. İş yerinde uygulanan mobbingin 5 sene öncesine kadar adını duymamış, anlamını bile bilmezdim. Ben dahi uğradığım mobbingin adına mobbing demiyordum adını koyamıyordum. Adı konmuşsa daha iyi anlaşılır ve irdelenir, üzerinde konuşulur ve farkındalık o zaman oluşur. Kadınlar kendi ekonomik bağımsızlıklarına kavuştukça kafasını dik tutabildikçe, beğenmiyorsan kendi başımın çaresine bakabilirim diye dikleşebildikçe bu olay çoşmaya başladı. Kadın cahil kaldıkça, kadın başını kaldırıp ekmeğini kazanamadığı sürece her şeye katlanıp, kaderine boyun eğiyordu. Benim 2013’de yapmış olduğum TEDx konuşmam var Google’da ‘Türk Kadını Uyandı’ diye orada da söylediğim gibi Türk Kadını uyandı ve uyumaz artık bitti. Bizlerin görevi de bu farkındalığı en yakın çevremizden en uzağa kadar artırmak. Senin de bir kız çocuğun var ve onun mutlaka ve mutlaka bir meslek sahibi yapmak. Artık bitti koca, baba, kardeş parası ve onlara güvenerek yol almak çok zor. Kendi ayağının üzerinde duran insanlar olmalı.

Y.S. : Bu kadar yoğun bir insan olarak bir gününüzü ya da haftanızı nasıl planlıyor, zaman yönetiminde nelere dikkat ediyorsunuz? Sabah yürüyüşlerinizi biliyoruz zindelik orada mı başlıyor?

L.A. :  Ben en geç saat 7.00’de kalkıyorum. Mümkünse sosyal medyaya bir mesaj ya da fotoğraf koyuyorum sonra eğer iş toplantım erken yoksa saat 8-9 arası yürüyorum. En geç saat 10.30’da ofiste oluyorum. Akşamları gitmem gereken bir davet yoksa saat 20.00’ye kadar ofiste kalıyorum. Benim için her an her yerde bir şeyler yapmak çok kolay, bunu yapmak için ofiste olman da gerekmiyor. Artık ipad ve iphone’lar ile her yere saniye kadar yakınız, her şeye erişimimiz var. Dolayısıyla gece gündüz insan iş yapıyor olabilir yeter ki bu sorumluluğu alabilmiş olsun. Çok verimli, seri, konsantre çalışırım ve hiç ertelemem, üşenmem, her şeyi zamanında yapmayı severim. Asistanım çok iyidir. Ona devretmem gereken işleri sonunda öğrendim yoksa onları da ben yapıyordum. Bu konu da kendimi eğittim ve biraz daha selektif davranıyorum. Eskiden daha cömerttim kendi zamanımı başkalarına vermekte artık birazcık akıllanıyorum ve birazcık daha selektif oluyorum bununla da gurur duyuyorum.

Y.S. : İş ya da tatil amaçlı, yurt dışına gitmiş olsanız bile mutlaka müzeleri, galerileri gezmeyi ihmal etmiyorsunuz. Günümüzde sosyal medya o kadar önemli ki gördüklerinizi, izlenimlerinizi Ekavarttv Art Blog’da yazarak, ınstagram ve diğer sayfalarınızda paylaşarak takipçilerinize de ulaştırmış oluyorsunuz. Sanat ile ilgili misyonunuz büyük. Peki, bu kadar çok müze gördükten sonra yurtdışında ki müzecilikle Türkiye’de ki müzecilik arasında fark var mı?

L.A. : Dağlar kadar fark var daha çok geliştirmeliyiz müzeciliği. En son Paris’te birkaç aydır kapalı olan Palais de Tokyo’ya gittim. Çok güzel bir müze, neler yapıldığını görünce ağzım açık kaldı. Louis Vuitton Müzesi ’de yeni yapıldı o da muhteşem. Görselleri paylaştım ama birebir görmek o havayı koklamak yaşamak ayrı bir haz. Portalınız mimari ağırlıklı o zaman sen dimension bilirsin, fotoğraflardan gördüğünde anlarsın. Tabi o boyutları anlamak için birebir yaşamak da apayrı bir duygu. Paris’teki müzede bir sanatçının eseri için müzenin içine bir göl yapmışlar, kayıklar tabut şeklinde ve kayıklar ile sessizlikte gidiyorsun duvarda kişilerin aksi gözüküyor çok etkileyiciydi. Gezenlerin sayısı açısından, gelen sanatçılar açısından bizimle boyut farkı çok büyük.

Bizde de hiç yok değil aslında. Sabancı Müzesi çok özel, takdire şayan ve özellikle bu son sergi Zero muhteşem. Mutlaka gidilip görüle. Sabancı Müzesi her sergide yapmış olduğu, büyük bir değişime yüzde yüz örnektir. Anish Kapoor sergisinde de neredeyse bütün duvarlar yıkılıp müze sergiye uygun dönüştürülmüştü.

Palais de Tokyo’da olduğu gibi düşünsene Sabancı Müzesi’nin bir bölümünü göl yapmışlar içeriyi ama dışarıyı değil. Herhalde her seferinde birkaç milyon dolarlık iş yapılıyor. Bunlar büyük bütçeler büyük işler büyük iddialar. Sanat dünya da başka bir boyutta, her anlamda, desteklenmesi, belediyelerin, devletlerin buna verdiği önem ve ağırlık hepsi bambaşka…

Y.S.:  Bir koleksiyoner olarak galeriler sizinle nasıl iletişime geçiyor ve sizin ne seveceğinizi bilen ruhunuza neyin hitap edeceğini tanıyan galeriler var mı?

 

Leyla Alaton / Küratör Deniz Artun

Leyla Alaton / Küratör Deniz Artun

L.A. : Beni daha iyi tanıyan, daha önce eser almış olduğum galeriler var. Biraz daha tarzımı, nelerin bana hitap edeceğini biliyor ve eğer bir eser varsa ‘ Leyla Hanımın beğeneceği bir eser diyerek önceden haber veriyorlar. Deniz Artun öyle mesela. Ben galeriye, başka bir sanatçının eserini görmeye gittim. O an da sergisi olmayan, Mehtap Baydu’nun sıra sıra duvara asılmış dudaklar olan eserini gösterdi bana ve ben vuruldum. Çok beğendim. Deniz tarzımı bildiği için ne beğeneceğimi tahmin edip beni o esere yönlendirdi. Zaten iyi galericide öyle olur. Kimin neden hoşlanacağını, ne tip kalemi olduğunu bilir.

Y.S. : Son olarak sanat diyorum ve sözü size bırakıyorum.

L.A. : Sanat bu moralimizin düşük ve kötü olduğu zor günlerde, taze bir orman havası, bir deniz esintisi, taze bir nefes gibi. Onun için bu şehirdeki imkânları kimse kaçırmasın. Bienali anlamakta, çok farklı yerlerde olduğu için gezmekte zor, okuyarak gidilip görülmesi lazım. Çok sofistike bienal, anlamadan okumadan gidildiğinde bazı eserler birçok kişiye deli saçması gelebilir. İstanbul Modern’deki bütün bu eserlerin ortak paydasını bulup onların birbirine nasıl bağlandığını görmek başlı başına bir iş. Okunması gereken zor bir iş. Onun için sanat ayağımıza gelmiş Bienal ile Artınternatıonal ile şimdi de Contemporary İstanbul Art Fair ile ve Sabancı Müzesi’nde Zero mutlaka görülmesi gerekiyor. Hem yeri itibari ile hem eserler ile Zero’nun çok değerli çok güzel bir sergi olduğunu düşünüyorum. O kolonlar o sadelik en çağdaş, yenilikçi, bana sorarsan günümüzdeki çağdaş eserlerden çok daha çağdaş özel eserler var orada. Tüm sanatseverlerin gidip görmesini tavsiye ederim.

Mehtap Baydu, Söz Gümüş İse

Mehtap Baydu, Söz Gümüş İse

Değerli vaktini bize ayırdığı için Leyla Alaton’a çok teşekkürler. Sıra fotoğraf çekimine geldiğinde kendisine bir sürprizim oldu. Fotoğrafları ayna hilesi ile çekerek, kendimizi çoğalttık. Çok esprili kareler sonunda Leyla Hanım’ın tepkisi ‘ Eyvah dedi, iki Leyla Alaton olsaydı yanmıştık’. Bence değil iki keşke bu ülkede Leyla Alaton gibi ışık saçan, çalışkan üretken ve kadın haklarını savunan yüzlerce, binlerce kadın olsa, işte o zaman bambaşka bir yerde olurduk…

Sanatsız Kalmayın…

free-n-happy

Sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv de izleyebilirsiniz.
SERGİ : ALACA Leyla Alaton Koleksiyonu’ndan Seçilmiş Eserler
YER : Ekavart Gallery
ZİYARET SAATLERİ : Pazartesi – Cuma 11:00-18:30 / Cumartesi 12:00-18:30

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
  • RSS
  • FriendFeed
  • Pinterest
||||| 0 ! |||||

Yasemin SEMERCİOĞLU hakkında

Sanat Yazıları Editörü 1975 yılında Bolu’ da doğan Yasemin Semercioğlu 2001 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde Yüksek Lisansını tamamladı. Sanatçının Katıldığı Sergiler: 1997-Belediye Sanat Merkezi “Kişisel Fotoğraf Sergisi” Bolu 1998-Devlet Güzel Sanatlar Galerisi “Karma Resim Sergisi” Bolu 1998-Mehmet Yücetürk Sanat Merkezi “Kişisel Resim Sergisi” Bolu 1999-Akbank Sanat Galerisi “Kişisel Resim Sergisi” Adapazarı 2000-Dünya Sanat Galerisi “Kişisel Resim Sergisi” İstanbul 2000-Nuh’ un Ambarı “Kişisel Resim Sergisi” İstanbul 2000-Akbank Beylerbeyi Sanat Galerisi “Kişisel Fotopentür” İstanbul 2003-Akbank Cinnah Sanat Galerisi “Kişisel Fotopentür” Ankara 2004-Bolu Belediyesi Sanat Eserleri Kolleksiyonu Sergisi Bolu 2005-İ.B.B. Taksim Sanat Galerisi “Kişisel Resim Sergisi” İstanbul 2006-Nazım Hikmet Kültür Merkezi “Kişisel Resim Sergisi” İstanbul

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>