Hüseyin Çağlayan- YAKINLIK SENSÖRLERİ/ PROXIMITY SENSORS Sergisi Galerist’te

Günlerdir sabırsızlıkla beklediğim sergi en sonunda açıldı . Modayı akım gibi görmeyip, sanat gibi ele alan dünyaçapında bir sanatçı ve moda tasarımcısı HüseyinÇağlayan’ın Galerist’tekiüçüncü kişisel sergisi…

Sergiöncesi hazırlık anı tempolu.. Heyecanlı mısınız? Dediğimde‘Hayır değilim’ dedi amaçok da inandırıcı olmadı. Sonuçta bütün enerjisini işlerine vermiş bir sanatçı ve bu sergi son dönemürettiği heykel, video, ses enstalasyonlarının dünya gösterimi olması nedeniyle büyükönem taşıyordu. Şahsen bu bekleyiş anı beni bile heyecanlandırdı. Vakit geldi, kapılar açıldı. İğne atsan yere düşmez bir kalabalık… Salona girdiğimizde ilk kez geçtiğimiz yıl Londra Lisson Gallery’de sergilenen ve kültürel form olarak müziği inceleyen”Üzgünüm Leyla/ I am Sad Leyla” başlıklı eseri ile karşılaşıyoruz.

“Üzgünüm Leyla/ Iam Sad Leyla” başlıklı enstalasyon; Sertab Erener’in bir Osmanlı Orkestrasıyla beraber söylediği müthiş sesi, film, heykel ve müzik notalarının birbiriyle uyumlu bir kombinasyonundan oluşmaktadır.

Çağlayan; “O da bir sensör benim için,çünkü ilk kez Türk Sanat Müziği ileçalıştım Sertap Erener ile birlikte. Sertab da aslında o tür müzikleçalışmayan birisi. Londra Kale ortamında yabancılık tezatlığı bana daha da cazip geldi. Sertap da değişime uğradı.” diyor…

Sertab Erener de kendi performansını ilk burada izledi veçok beğendi…

Sanatçı“Değişim Yakınlığı/ Imminence of Change” başlıklı yeni enstalasyonunda ise 1950’lerden 1980’lere kadar değişen saç modellerini ve makyaj stillerini gösteriyor.

Çağlayan açılışta daha tutarlı olmak adına videosundaki kıyafeti giymişti. Sanatçı 1970 doğumlu olduğundan 70’leri yakalamak için bu hali uygun bulduğunu söylüyor.

Video, heykel ve robot teknolojisinin kullanımıyla eser bir stilden diğerine dönüşüyor. Değişen peruk, dönem değişimi… Aynı anda bu günü ve geçmişi yakalamayaçalışıyor…

Kuaför masasınınüzerinde tarak makas yerine uzaktan kumanda var. Teknoloji değişiyor taraklar yerini kumandaya bırakıyor ve saç bu kumanda ile şekil değiştiriyor. Dahaönce Architecture of Life’da İstanbul Modern’deki sergisine ve müthiş youtube videolarına yer verilmişti, orada kostümlerle yaptığını şimdi saçla yapıyor… Bilgisayar oyunu yok, vücudun arkasına yerleştirilen mekanizmayı da görüyorsunuz sergide.

Çağlayan,“Arzu’nun Yakınlığı/ Imminence of Desire” başlıklı eseriyse birçok kültürün İstanbul’u istemesi ve arzu etmesiyle alakalı olarak bu kültürlerin İstanbul’a verdiği ismi heceler. Bunu da havaalanlarında gördüğümüz paneller panolar ile yapar. Sanatçı şehrin hem geçmişte, hem de günümüzde, sürekli bir akış halinde olduğuna inanır. Binlerce yıl içinde İstanbul’un 150’den fazla ismi olmuştur. Her isim belirli bir kültürün şehirle olan bağını yansıtmaktadır. Birbirine zıt kültürlerçok farklı zamanlarda, şehrin kimliğine sahipçıkmış ve şehrin temsil ettiklerine dair kendi iddialarını ortaya atmışlardır.

Çağlayan,“Yakınlık Sensörleri” Sergisi için hepsi biröneri aslında teker teker diyor.

“Ben onları sensör olarak görüyorum. Bazı başlıklar rasyonel değil, yani iyi, yakın bir his uyandırıyor. Onun için o başlıkları veriyorum.” diyor..

BenÇağlayan’ın mütevazi tavrından, işlerinden ve annesine sarılıp İstiklal’de yürümesindençok etkilendim. Kesinlikle gidilesi görülesi bir sergi! HüseyinÇağlayan’ı göremezsiniz o ayrı…Önümüzdeki ay başı Paris’teki sunumuna hazırlanıyor olacak… Modaya devam…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*