Jak Baruh ve Levent Özçelik ile Bakmak sergisi üzerine

Pg Art Gallery 23 Şubat tarihine kadar üç fotoğraf sanatçısını ağırlıyor. ‘Bakmak’ başlıklı sergide, her bir sanatçı fotoğrafın farklı imkanlarına ve özelliklerine yoğunlaşarak, anlatım dili ve malzeme kullanımına dair birbirinden oldukça farklı ifade biçimlerini izleyiciye sunuyorlar. Fotoğrafçıların bu biraradalığı, fotoğraf kelimesinin kapsamını ve sınırlarını yeniden düşünmemize olanak veriyor.

Jak Baruh, sergide yer alan ‘Pop CubArt’ adlı serisinde Küba yolculuğundan edindiği imgeleri, kentin kültürel değişimini yansıtacak bir biçimde yeniden kurguluyor. Baruh, alışılageldiği üzere belgeselci bir anlatım benimsemek yerine, Küba’daki Amerikan kültürünün etkisini, yine Amerika’ya has bir görme biçimiyle ele alıyor. Sanatçı, Pop Sanat’ı anımsatan, doğrudan göstergeler, üst üste bindirilmiş ikonlar, kültleşmiş ve hatta kiçleşmiş imgelerden kolajlar meydana getirerek fotoğrafı, yirminci yüzyılın posterleri ve grafik anlatım biçimleriyle harmanlıyor. Jak Baruh ile fotoğraf üzerine bir söyleşi yaptık.

Y.S. Kimya mühendisliği okuduğunuzu biliyoruz. Fotoğraf hayatınızın hangi döneminde doğdu, gelişti ve önceliğiniz oldu?

J.B. Fotoğraf benim için bir tutku ve önceliklerimden biri. Dış dünyanın görüntülerini imajlar yoluyla beynime kaydeden biriyim. Eğitimimi aldığım sıralarda, bir yandan da elimde kamerayla çevremdeki görüntüleri karelemeye çalışırdım. Lise yıllarımda arkadaşlarımla bir araya gelerek Fotoğraf Kulübü kurmuştum. O sıralarda dış dünyayı kameramla yakalayıp dondurduğum görüntüye, kendi bilincimi katmak gibi bir hedefim vardı, hala da öyle diyebilirim. Eğitimimi sürdürmek için gittiğim Londra ve ardından New York gibi kentler fotoğraf tutkumu daha da geliştirdi. Özellikle New York’un olağanüstü kent yapısı, ışığı, konumu adeta beni fotoğrafçekmeye itiyordu. Kimya eğitimimi tamamladığımda, aynı zamanda profesyonel fotoğrafçılığa da adımımı atmış oldum.

Y.S. Fotoğraf dilinizi nasıl ifade edersiniz?

J.B. Estetik dilimi çağdaş olarak tanımlayabilirim. Çünkü çağdaşlık şu an ne yaptığımızla, şu an neyi dönüştürdüğümüzle ilgilidir. Çağdaşlık, şimdi ve buradaki evrensel oluşa neyi ne kadar dönüştürebildiğimiz ölçüde katılmaktır.

Şu anda yaşanan olguları çok ilginç buluyorum ve çoğunu fotoğraflamak istiyorum. Şimdiki anı anlamak, yorumlamak ve yorumlarken onu aşabilme mantığıdır, çağdaşlık. Post-modern filozoflara göre çağdaşlık insan varlığının göz ardı edilen ontik bütünlüğünün güncel yaşamda dikkate alınması olarak tarif edilir.

Y.S. ‘Bakmak’ sergisinden bahseder misiniz?

J.B. Sizin de izlediğiniz gibi bu sergide üç fotoğraf sanatçısı bir araya geldik. Her birimizin fotoğrafları oldukça farklı. Ancak bu fark sergideki eserlerin birbirleriyle konuşmalarını sağlıyor. Benim açımdan ‘Görmek’ ve ‘Bakmak’ göz ediminin farklı yönleri. Görmek doğal bir eylem, ama gördükten sonra bakmak farklı boyutlara taşınma anlamını taşıyor. Söz gelimi, günlük yaşamda çevremizde birçok şey görüyoruz ama bakmıyoruz. Bakmak; bir nesneyi her boyutuyla kavrama anlamına geliyor. Bakılan nesne ya da özne, titiz bir inceleme sonrasında, bakılanın yeniden yorumlanmasıyla son bulur. Bakmak’ta, o nesnenin özünü kavrama, nüfus etme, keşfetme gibi yanlar vardır. Biz fotoğraf sanatçılarının her zaman kullandığı bir yöntem olarak tinsel süreçlerin bir sonucudur da. ‘Bakmak’ manyetik bir güç içerir.

Y.S. Türkiye’de fotoğraf sanatı dünya fotoğraf sanatının neresinde?

J.B. Fotoğraf sanatının tarihi son derecede kısa. Bildiğiniz gibi, fotoğraf 1831’de bir kimyager olan Nicephore Niepce tarafından keşfedildi. Aradan geçen zaman 200 yıl bile değil. Ancak 20. yy’dan itibaren dünya sanat platformlarında saygın müzeler ve galeriler fotoğraf sanatı örneklerine giderek daha çok yer vermeye başladı. Özellikle 20. yy’ın ikinci yarısında sonra fotoğraf sanatının giderek yükselişine tanıklık yapıyoruz. Dünya yaratı ortamında sayıca daha çok fotoğraf sanatçısı var, daha çok sergiler açılıyor, genç kuşaklar fotoğraf sanatına özendirilmeye çalışılıyor. Ülkemizde ise fotoğraf alanında daha yeni yeni başlayan hareketler gözlemleyebiliyoruz. Ne yazık ki özendirici mekanizmalar eksik. Yine de toplumsal ilginin başladığını, fotoğraf sergilerinin daha çok gerçekleştiğini, genç kuşağın yavaş yavaş ilgisini çektiğine tanıklık yapıyoruz. Belgesel ve tarihsel fotoğrafçılığın daha ön saflarda bulunmasının nedeni yarar sağlaması, bilgi aktarması. Ama bu aşamalardan sonra, ‘Sanat Fotoğrafı’ dalının da giderek önem kazanacağı bir çağ başlıyor artık.

Sergide yer alan bir diğer sanatçı Maura Sullivan’ın sinematografik çalışmaları, günümüzde kullanımı büyük ölçüde azalmış analog fotoğrafı, dijital kültürün içinde ayrıcalıklı bir direnç noktasına taşıyor. Sullivan’ın sahneleri, bütünsel bir imgelem yerine sürekli bir gizin ve örtme eyleminin söz konusu olduğu fragmanlardan; hem zaman ve mekanın yitmiş bir kesiti, hem de izleyicinin bütünü bir türlü yakalayamadığı göstergeler şeklinde var oluyor. Sanatçının fotoğraflarındaki sahneler, doğal bir anın fotoğrafı olmak ile kurgusallığın arasında bir yerde, elle tutulamayan fakat bellekte bir yerlerde bir kalıntı şeklinde izi sürülen, rüyamsı bir niteliğe sahip.

Levent Özçelik’in çalışmaları ise fotoğrafı sadece çerçevenin içindeki iki boyutlu bir yanılsamanın ötesinde, mekanın içinde bir malzeme olarak sunmakta. Özçelik’in yansıtıcı yüzeyler kullanarak sergilediği fotoğrafları, hem sembolik hem de optik anlamda fotoğraf ve yansıma arasındaki ilişkiye değiniyor. Bu durum, fotoğrafın en temel özelliği olan nesne ve ışık ilişkisine indirgendiğinde, fotoğrafın önündeki cam, sudaki bir yansıma ya da pencereye düşen aksımızın fotoğraf ile farkları ve belki de aynılığını gözler önüne seriyor. Levent Özçelik’ten fotoğraflarında kullandığı teknikten bahsetmesini istedik…

L.Ö. Bir süredir ‘Yansımalar’ konulu bir seriçekiyordum. ‘Bakmak’ sergisine bu fotoğraflardan bir kaçını farklı teknikte basarak katıldım. Fotoğraf halleri de yansımalardı, insanların ve ağaçların yansıması gibi. Farklı bir bakış açısı ile bu fotoğrafları sergilerken yansımaları olan malzemelere basmak istedim. Çalışmalardan birinde 1 ayna 2 cam kullandım bir diğerinde sadece ayna ve pleksi kullandım. Aynı fotoğrafın farklı malzemelere basılarak üç tekrarı oldu ve boyut kazandı.

Y.S. Bu teknik kullanılan, daha önce rastladığınız bir teknik mi? Nereden aklınıza geldi bu sunum şekli?

L.Ö. Ben kullanıldığını bilmiyorum. Bu işi bilenler de yapılmadığını söylüyorlar. Beni bu tarza iten sebep yine yansımalardı. Çektiğim yansıma fotoğraflarının yansıma yapan malzemeler ile nasıl kullanabileceğimi hayal ettim ve sonra da geliştirdim.1-2 baskı yaptığımda gördüğüm etki ile doğru yolda olduğumu anladım.

‘Bakmak’ Sergisini kaçırmak istemeyenler için kapanış tarihi 23 Şubat.

Sanatla kalın…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*