Mimar Mehpare Evrenol ile Mimarlar Workshop ve projeleri üzerine

Bu sene Türkiye’nin Onur Ülke seçildiği MIPIM 2013 fuarında (Dünyanın en prestijli gayrimenkul fuarı) Yüksek Mimar Mehpare Evrenol yönetimindeki Mimarlar Workshop tarafından çizilen Akasya Acıbadem ve Bosphorus City projeleri finale kaldı. Mimarlar Workshop Mart ayında Fransa Cannes’ta dünyanın dört bir yanından projelerin yarışacağı MIPIM 2013 fuarında yapılacak finalde Türkiye’yi temsil edecek…

Mehpare Evrenol her iki projeyle tüm kategoriler arasında yarışacak olan tek Türk mimar olarak dikkat çekiyor.

Biz de sayın Yüksek Mimar Mehpare Evrenol ile mimarîye bakışı, projeleri, görüşleri ve gelecekteki düşünceleri üzerine bir röportaj yaptık:

AOL: Bugüne kadar hangi projelere imza attınız? Ne tarz projeler çiziyorsunuz?

M.E.: Mimarlar Workshop, eşim Alp Evrenol ile birlikte gerçekleşen çalışmalarımızı daha kurumsal bir platforma taşımak amacıyla, 1990 yılında kuruldu. 10 yıl boyunca çeşitli villa yerleşimleri, büro binaları, genel merkezler, okul binaları, oteller gibi çeşitli projelerimiz oldu. 90’ların sonunda Türkiye’deki ekonomik durum, inşaat yatırımları, imar şartları, şehircilik yapıları değişmeye başladı ve projelerin çapları büyüdü. 2000 yılının başında 400 konutluk bir proje ilk büyük projemizdi ve bu çok önemsediğimiz bir rakamdı. Bugünkü projelerimiz artık 2000-5000 konutluk projeler haline geldi. Biz de bu son 10 yılda daha çok konut projecisi olarak çalışmaya başladık, bu konuda ihtisaslaştığımızı düşünüyorum.

Biliyorsunuz, ‘mimari’ uzun soluklu bir alan. Onun için son zamanda çalıştığımız işleri son iki yıldır üzerinde çalıştığımız işler olarak da tanımlayabilirim. Akasya Acıbadem Projesi üzerinde herhalde 4 yıldır çalışıyoruz. Son olarak “Kent Etabı” rezidans projelerini bitirdik. Kent Etabı AVM’nin üzerinde yaklaşık 40 konut katıyla, yükselen binası ve ona eşlik eden bir alçak binasıyla beraber ofis, home-ofis ve konut projesi olarak şekilleniyor. Ottomare projemizin inşaatı başladı. Yüksek yapı olmasına rağmen, iç mekanların katlanır doğramalarla serbestçe kat bahçeleri ile buluştuğu projemizin vaziyet planını çok güzel kullandığımızı düşünüyorum. Antep’teki büyük yerleşim projemizin birinci bölümü tamamlandı, üzerinde çok konuşuldu ama biz daha ikinci kısmının mimari projesini henüz yapmaktayız, daha birçok etapları var o projenin. Ankara’da Altın Oran adıyla anılan yenilikçi konseptle büyük bir konut projesi daha yapıyoruz. Henüz yeni tamamlanmış Bosphorus City ve Kelebekia projelerimiz ile inşaatı devam eden İstanbul Sarayları projelerimiz benzer şekilde ülkeye özel konseptlerle kazandırılmış, temalı projelere öncü olan yatırımlardır. Bir de satışa çıkmadan önce pek konuşmadığımız projelerimiz var. Bakırköy – Yeşilköy aksında 2000 konutluk çok vaktimizi alan büyük bir konut projemiz var.

AOL: Sizce Türk mimarisinin günümüzde geldiği nokta nedir ve bu konudaki geleceğe yönelik öngörüleriz neler?

M.E.: Bizim geçmişimiz ve mimariye bakışımız farklıdır. Biz göçebe toplumun evlatlarıyız; yeni yeni yerleşik düzene geçiyoruz. Nüfusun patlaması ve şehirlerin yığılmasıyla daha ziyade Uzak Doğu kentleri gibi büyüdüğümüzü görüyorum. İstanbul’daki gelişmeler, Çin’in şehirlerindeki gelişmelere benziyor. Geleneklerin tahrip edilmesi sonucunda insanların yüzyıllardır biriktirdiği kültürel değerlerin yok olduğunu, şehirlerin bunları taşıyamadığını ve mimari eğitimle de mimariörgün çalışmalarla da bunun kapatılamadığını görüyorum.

Son yıllarda yaşamakta olduğumuz gelişim, kentliye yeni yerleşim alanları kazandırma faaliyeti, yatırımcıların tekil çabaları ve her biri kendi başına karar alan ‘kentsel dönüşüm’ kavramını gündemde tutan yerel yönetimlerin münferit girişimleri olarak tanımlanabilir. Bu tekil çabalar açıkçası bende endişe yaratmakta çünkü büyük resmi görmek oldukça zor. Hedef, kentin tamamını master plan, nazım plan seviyesinde planlamak ve buna bağlı olarak nazım plana entegre edilebilmiş projeler üretilmesidir. Bu düzen sağlanmadığında kent içi fonksiyonların dağıldığı, iletişimin koptuğu, kamusal alanların iyice kaybedildiği ve doğadan iyice uzaklaşılmış bir hayat kentliyi bekliyor. Dolayısıyla sorun tek bir bölgenin hayata döndürülmesi olarak ele alınmamalı.

Türkiye’deki mimarlığın gelişme süreçlerinin henüz başında olduğunu düşünmekteyim. Biz Türkiye’deki mimarlar, her sene imar kanunları, yönetmelikleri, sosyal yapı dinamikleriyle ana kuralları sürekli değişen bir sistem içinde büyük uğraşlar vererek çalışmaktayız. Yine de kişi başı milli gelir arttıkça daha nitelikle çevrelerde yaşayacağımıza, sistemlerin oturacağına inanıyorum.

AOL: Kendinizi günümüz Türk mimarisinde nerede görüyorsunuz?

M.E.: Projelerimizin bence ayırıcı özelliği yerleşimlerinin, vaziyet planlarının çok özel oluşudur. Bu bizim mesleki formasyonumuzdan da geliyor. İkincisi birbirini takip eden, yeknesak, cephelerinin hepsi aynı, birbiri içinde kaybolmuş kutularda insanların yaşadığı bir yapı güruhu gibi değil de, kendiliğinden oluşmuş bir kent parçasıymış gibi davranan bir yerleşim yapma yönünde çalışmamızdır. Buna bağlı olarak projelerimizi çok farklı tip binalarla oluştururuz. Halkalı’daki bir projemizde 24 ayrı bina tipi, komşu parseldeki projemizde de 21 ayrı bina tipi bulunuyor. Vizyoner yaklaşımını çok kıymetli bulduğumuz projenin sahibi Sinpaş Yapı’nın bu konudaki desteği de altını çizelim ki çok önem taşıyor. Yoksa her işveren firma ile bu sonuçlar elde edilmez. Peyzaj ve çevredeki yaşam biçimiçok önemli. Çevreyi tam kontrol edemediğimiz için, projemizin içindeki çevreyi son derece kontrollü olarak geliştirmeyi seviyoruz ve kentliye evinde severek gününü geçirebileceği, rahat edeceği, sadece sporla, rekreasyon alanları ile değil sosyal alanlarıyla da ve konutların konumları ile de özgün projeler yapmaya çalışıyoruz.

AOL: Projelerinize ‘kadın olmanın’ kattığı bir detay var mı?

M.E.: İnşaat sektörü erkek egemen bir sektör ve bu alanda bir kadın olarak çalışmanın dezavantajları var, zorlu bir macera. Kadın olmak, son yıllarda ihtisaslaştığımız konut projesi çözümlerinde bir incelik getirmiş olabilir diye düşünüyorum. Vaziyet ölçeğindeki tasarımsal yaklaşımların yanında iç mekanlarda, kullanıcı profilini iyi değerlendirmek gerekiyor. Kadının ev düzenini sağlamaktaki ihtiyaçlarını iyi gözlemlediğimi ve tasarımlarıma yansıttığımı düşünüyorum.

AOL: Bir konutta ‘esas’ ne olmalı?

M.E.: Konut sadece işlevsel olarak barınma ihtiyacını karşılayan bir alan değildir ve bu anlayışla tasarlanmamalıdır. Bir yaşam çevresi yaratma çabamızdan bahsetmiştik. Konutlar bu anlayışla kurgulandığında iç planlama ikinci planda kalıyor. Kutu gibi, hapsolunmuş hissi veren binalarda kısılıp kalmak konutu yaşanılır bir yer olmaktan çıkarıyor. Doğru teknik donatılarla iklimlendirilmiş, arazi içinde doğru yönelimi olan, mahremiyeti, kişinin özelini koruyabilen ve aynı zamanda sosyalleşmeyi sağlayan nitelikteki konutların doğru tasarlanmış yapılar olduğunu düşünüyorum.

AOL: Türk insanı nasıl projelerde yaşamayı seviyor?

M.E.: Sosyalleşmeyi seven, insan ilişkilerini önemseyen, açık alanlarda vakit geçirmeyi seven bir toplumuz. Özellikle çocukların özgürce hareket edebildiği açık alanlara sahip konut yerleşimleri tercih ediliyor. Misafir ağırlamayı önemsediğimizden antre, mutfak, salon gibi iç mekanlar hem m2 olarak hem de konum olarak çok önemli. Avrupa ya da Amerika’daki geniş yatak odalı geniş banyolu küçük salonlu ve mutfaklı konutlar yerine daha misafir ağırlamayaönem verilen salonlar ve mutfaklar bizim toplumumuzun tercihi olmakta. Bu mekanları konutun kalbi olarak görüp tasarlamak gerekiyor iç alanlarda.

AOL: Mart ayında gerçekleşecek MIPIM fuarında Türkiye’yi tek kadın Türk mimar olarak 2 projeniz ile temsil ediyorsunuz. Konu ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz? Finale kalmanızı neye bağlıyorsunuz?

M.E.: Dünyanın en prestijli gayrimenkul fuarı olarak kabul edilen MIPIM’de, Akasya Acıbadem ve Bosphorus City ile finale kaldık. Uluslararası başarısını kanıtlamış pek çok dünya devi ile aynı platformda olmaktan ötürü çok mutluyum. 2 projemizle 2 ayrı kategoride yer almak ise gerçekten gurur verici. Projelerin arkasında ben ve Alp Evrenol’un yanında geniş bir ekip var. Akasya Tamer Tunbiş’in liderliğinde, Bosphorus City projemiz Burak Karaca liderliğinde yaklaşık 15’er kişilik ekiplerle ortaya kondu.

Bu başarıyı insan yaşamını, mutluluğunu kent ölçeğinde doğru irdeleyen projelere imza attığımız için elde ettiğimizi düşünüyorum.

Workshop Mimarlık Kurucusu sayın Mehpare Evrenol hanıma bizlere zaman ayırdığı ve bu keyifli röportajı yaptığı için teşekkür ediyoruz.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*