Mine Sanat Galerisi’nde Erkek ve Ölüm sergisi

Henüz gidememiş olanlara müjde! Mine Sanat Galerisi‘nde ‘Erkek ve Ölüm’ sergisi 24 Nisan’a kadar uzatıldı. Sergi çağdaş sanatın üç kuşağını bir araya getiriyor.

Küratörlüğünü Prof. Dr. Balkan Naci İslimyeli’nin yaptığı, erkeklerin organize halde ‘öldürülmesini’ vurgulayan sergi de çağdaş sanatın en önemli erkek sanatçıları bir araya gelmiş.

Sergi Balkan Naci İslimyeli, Başir Borlakov, Ergin İnan, Genco Gülan, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Mehmet Güleryüz, Komet, Halil Altındere ve Vahit Tuna’nın katılımıyla gerçekleşiyor.”Erkek”,”iktidar” ve “ölüm” üçgenini irdeleyen sergide, sanatçıların konuyla ilgili resim, heykel ve enstalasyonlarıyla karşılaşıyoruz.

Ağlamaya bile hakkı olmayan, konuşamayan duygularını ifade edemeyen, devamlı güçlü durmaya çalışan erkeklerin yavaş yavaş ölümü gerçekleşiyor. Galeriye girer girmez en etkileyici işlerden biri karşıma çıkıyor. Gürbüz Doğan EKŞİOĞLU’nun eseri. Mermer bir musalla taşı ve üstünde askeri kamuflaj kumaşıyla kefenlenmiş bir ölü erkek yatıyor, göğsünün üzerinde çiçeğiyle birlikte… Yanındaki duvarda yer alan metinde ise şu sözler dikkat çekici: “Erkekler, avcı güdülerinin çeşitli düzlemlerde yüceltilmesiyle savaş ve ölüme sürüklenir. Her durumda sistemin özündeki anahtar sözcük savaştır; yani karşısında ötekini rakip ve düşman ilan etmek, hedefe ve nefrete kilitlenmek ve sonunda onu saf dışı etmek. Erkek kahramanlık ve iktidar zaaflarıyla bu oyunun gönüllü kurbanı haline getirilir. Ölümün erkeklere bir armağan gibi sunulduğu bu sürecin elimizdeki tüm araçlarla eleştirmesini günümüzdeki en insani duruşlardan biri olarak görüyoruz.”

İllüstrasyonları ve resimleriyle tanıdığımız Gürbüz Doğan Ekşioğlu bu sergide yerleştirmeleri ile bize farklı bir yönünü de göstermiş oluyor. Beni en derinden etkileyen o kocaman yumak ve üzerinde saplı bıçak. İdam ipleri ile yapılmış darbe dönemi idamları sorgulayan çalışması haksız yereöldürülen gencecik bedenleri hatırlattı bana…

Koridordan geçerken Balkan Naci İslimyeli’nin kendi başını tepside papatya ile taçlandırarak sunması ve diğer eserleri ayrı etkiyeyici.

Komet’in yakın zamanda kaybettiğimiz usta sanatçı Burhan Doğançay’ın cenazesinden bir fotoğraf ile yer aldığı eser bu sene ne kadar çok önemli isimi kaybettiğimizi hatırlattı. Tam bir yaprak dökümü oldu bu yıl…

Genco Gülan’ın “Altın Oyuncak” isimli işinde birbirlerine doğrultulmuş iki altın renkte metal tabanca heykeli, tabancanın erkek dünyasındaki güç kavramını simgelerken duvarda Dali’nin ünlü fotoğrafını görüyoruz; biraz daha dikkatli baktığımızda anlıyoruz ki o aslında Dali değil! Dali’nin kılığına girmiş olan Genco Gülan. Sanatçının diğer çalışması ise televizyona eleştiri getiriyor; bir mezar taşına televizyonun ölüm tarihini yazmış; 1920- 2012.

Serginin ençarpıcı işlerinden biriyse Başir Borlakov’un “Dream of David Alfaro Siqueiros” isimli eseri. Bu işinde Borlakov, Meksikalı Stalinist sanatçı David Alfaro Siqueiros’un 1940 yılında sürgündeki Lev Troçki’ye hazırladığı başarısız suikast girişimini anlatıyor.

Çekmeceleri olan bir tabut ne işler açmış Halil Altındere’nin başına. Meraklı bir toplum olarak biz insanları evine giren çıkanı, gözlemesini çok severiz. Halil Altındere’nin de 1999 yılında başına gelen traji komik bir olay bu sergide yerini buluyor. Sanatçı o zamanlar oturduğu mahallenin sakinleri tarafından karakola bu evde satanist faliyetler yapılıyor denilerek  şikayet edilir. Altındere’nin tabut kullanarak yaptığı üç boyutlu bir eseri bu şikayetin nedeni olur. Sanatçı bu tabut işini 1999’da AKM’de sergiler. Sergi sonrasında da tabutu eve getirirve komşular bunu görür. Ama tabut evden çıkmayınca şüphelenip polisi ararlar. Polis evi basar, ceset arar. Her yer didik didik edilir. Ve sonunda Altındere sanatçı olduğunu kanıtlar polislere. İşte bu olayın tutanağının bir örneğini, şikayete konu olan eserin fotoğrafıyla birlikte sergiliyor sanatçı.

Her biri ayrı etkileyici eserleriyle, bu sergide ölüm, erkek ve iktidar üçgeninde var olan gerilimleri görüyoruz .

İktidar duygusu ile yetişen, ağır sorumluluklar alan erkeklerin insancıl yönleri yok oluyor. Mutsuz ve kendi kendini yok eder hale geliyor. Yeniden yapılandırılması gerekiyor erkeğin ve tabi ki toplumun.

Nişantaşı Mine Sanat Galerisi’nde yer alan sergiyi görmenizi tavsiye ediyorum ve son olarak Balkan Naci İslimyeli nin konuyla ilgili metnini paylaşmak istiyorum sizlerle:

ERKEK VE ÖLÜM

“Şiddet, erkeğin gen haritasında pusudadır. Uygarlık dediğimiz örgütlenme, bu temel içgüdünün üstünü örtüp gizlese de derinde sinsice bekleyen şiddet, bilinmeyen nedenler ve çatlaklardan açığa çıkar. Bu patlamalar, en az karşısındaki canlı kadar erkeğin kendisini de imhaya yöneliktir. Bastırılmış anlar ve dönemlerde çıkış bulamayan şiddet, erkeğin kendini ağır ağır yok etmesi sonucuna kadar varır. Temel nedeni iktidar duygusunun incitilmesi olan baş kaldırma, aile başta olmak üzere çeşitli aidiyetler ve erkek dayanışmaları içinde yön değiştirerek yatıştırılır.

Eğitilmiş şiddet, organize yollardan kendine yeni güç alanları yaratır. Ölüm, erkeklik zaaflarının okşanması karşılığında ona verilen trajik bir toplumsal ödüldür. Kahramanlık, güç gösterisi ya da parasal güç toplumsal yapılanmalar içinde erkeğe önerilen hatta buyrulan değerlerdir ve bu oyunun içinde dolanan erkek, erken gelen ölümle yüzleşir.

Şiddet, yaşamı savunmak gerekçeleriyle de olsa önünde sonunda onu yok etmeye yönelir. Erkeğin güce tapmasının en trajik yanı, onu kendinden daha güçlüler karşısında köleleştirebilmesindedir. Başka güçler ve başka erkekler, çocukluktan başlayarak onların rol kahramanı olurlar. Bu kahramanların yarattığı hayranlık, erkekleri bilinçaltı bir ezikliğe sürükler ve tüm yaşam bu ezikliğin yok edilmesine yönelik pozisyon arayışlarıyla geçer. Bu olgu, toplumsal hiyerarşideki konumuna katlanma duygusundan çok başka bir şeydir. Erkeğin karanlık ve suskun yüzü bu gizil alanlarda belirir ve güçlükle ayırt edilir. Erkek için yaşam bir güç gösterisidir. Yaşlandıkça bu güç ya bilgeliğe ya da acıklı bir ayakta durma çabasına evrilir. Yaratıcılık ve görkemli büyüklükteki sanatsal uğraşlar, güç ve şiddet dürtüsünün sanatın geniş kucağında alan bulmasıdır. Erkeğin temel ruhsal yapılanmasındaki başat aktörler olan yalnızlık ve yol alma dürtüsü, sanat alanındaki yaratıcı ürünlerde, göz alıcı bir parlaklığa ulaşabilir. Ancak iktidar, yalnızlık, yol ve serüven duyguları bir anlamda da taşıdığı büyük risklerle ölümle yüzleşmek anlamına da gelir. Çünkü yaşamın en büyük devinimleri, onun gizli yol arkadaşı olan, ölüm duygusuyla iç içedir.

Bu sergi, iktidar serüven ve yol duyguları içinde seyreden erkekliğin, sanat alanında yüceltilmiş çağdaş örneklerini önünüze getiriyor. Sanatımızın üç kuşak erkek temsilcilerinin yapıtlarında izleyeceğimiz bu sorun, sanatçıların yaratıyla güdüler arasındaki çelişki ve uzlaşmalara bakışlarıyla zenginleşerek anlamlı bir tartışma platformu oluşturacaktır.” Prof. Balkan Naci İslimyeli.

Sanatla Kalın…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*