Nükleer Deprem

Japonya’da 11 Mart’ta meydana gelen 9 şiddetinde deprem ve oluşan tsunamininüzerinden 12 gün geçti. Yaşanan doğal felaketin boyutları gün geçtikçe daha korkutucu bir hal alıyor.Ölü ve kayıpların sayıları artık onbinlerle ifade ediliyor. Bu felaketten etkilenenlere dua etmekten ve mümkün olduğuncayardımetmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Dünyanın en büyüküçüncü ekonomisine ve en gelişmiş teknolojine sahip bu adaülkesi bütün hazırlıklarına ve soğukkanlılığına rağmen yaşananlar karşısındaçaresiz…

Bütün dünyayı saran esas endişe ise Fukuşima nükleer santralindeki hala kontrol altına alınamayan patlamalar ve bütün canlı yaşamını tehdit eden nükleer sızıntı!

Felaket bu haliyle bile 1986’dakiÇernobil kazasından beri dünyanın başına gelen en büyük felaket olarak görülüyor. 1986 veÇernobil demişken bu felaketlerin 25 yılda bir dünyanın başına geldiği sanılmasın. Nükleer kazalar bilinçli olarak gündeme gelmiyor veya gündemde tutulmuyor. Geçen on yılda, nükleer enerjiüreten santrallerde yılda ortalama bir kaza olmuş. Aslında bu nükleer santraller sanıldığı gibi ileri teknolojiürünü falan değil! Atom bombalarınınçelik ve beton duvarların içinde patlatılması ve oluşan enerjinin buhar ve suyla elektriküreten tribünlere taşımanın neresi ileri teknoloji Allah aşkına!!!

Nükleer santrallerin atıkları için depolama alanları dünyaüzerinde hala yetersiz, bu atıkların tamamen yok olması milyonlarca yıl sürebiliyor.Üstelik nükleer santrallerin bakım ve güvenlik maliyetleri kuruluş maliyetlerininçoküzerinde.

Asıl tartışmamız gereken konu ulaşım, konut, sanayi ve tarımda ne kadar enerji kullanıldığıdır. Bu enerjiyi harcayan alet ve makinelerin ne kadar enerji tüketiyor olduğu, ihtiyaç dışındaki enerjinin ne kadar etkin kullanılabildiği… Daha az ve temiz enerji kullanmak mı? Yoksa, petrol şirketlerinin, nükleer teknoloji uzmanlarının, doğalgazüreticilerininürettiği politikaları gözü kapalı kabullenmek mi?

Petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yanmasıyla da CO2 ortayaçıkıyor. Bu yakıtların neden olduğu sera gazı etkisiyle küresel ısınmanın boyutları katlanarak artıyor. Atmosfere bırakılan zehirli gazlar, yaşam sürelerini kısaltıyor, kanser vakaları yaygınlaşıyor. Ayrıca, dünyaüzerindeki fosil yakıtlar bir gün tamamen tükenecek.

Peki yaçözüm ne? Yeni teknolojiler mutlaka geliştirilecek ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının aktif kullanımıyla ne nükleer santrallere ne de fosil yakıtlara ihtiyaç kalmayabilir. Artık,çevreye ve insan sağlığına zararı olmayan ve doğal kaynakları yok etmeyen enerji kaynaklarına yönelmenin zamanı değil mi?

Güneş; atmosfer içinde canlıların yaşaması için uygun koşulları oluşturan temel kaynak…

Elektrik ve ısı ihtiyacı, güneş, rüzgar ve jeotermal gibiülkemizde de bol bulunan doğal kaynaklardan maksimum düzeyde karşılanıyor olması gerektiğini kabullenmek ve bu hakkı savunmanın zamanı gelmedi mi?

Dünyada veülkemizde olup biten ve hoşumuza gitmeyen her şey bireylerin umursamazlığından kaynaklanıyor. Doğanın sürdürülebilir kılınmasına yönelik haklarını ve ekolojik ilkeleri esas alan politikalar için ne kadar bilinçliyiz?

Son dönemde Türkiye adına beni ençok umutlandıran oluşum olan“Ekolojik Anayasa Girişimi”’ni mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Hepimizin aslında dünyayı değiştirecek güç ve potansiyele sahip olduğumuzun bilincine varabilmemiz umuduyla…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*