Sürdürülebilir Mimarlık Dünden Bugüne

Ülkemizde tüm yapılara 2017’ye kadar enerji kimlik belgesi alma zorunluluğu getirilmişken ve sosyal sorumluluk bilinciyleçalışan firmalar binalarını LEED, BREEAM gibiçeşitli yeşil bina sertifikalandırma sistemleriyle taçlandırmayaçalışırken, artık sırtımızı çeviremeyeceğimiz“Sürdürülebilir Mimarlık” kavramının dününden bugününe kısa birözetini sunmak şart oldu…

Farklı bakış açıları hatta birbirine tezat tasarım yaklaşımlarıyla “Sürdürülebilir Mimarlık” yeni bir kavram değil aslında. Dönemlerin mimari yaklaşımları, bilimsel gelişmeleri,çevreci akımları ve politik eğilimlerine göre farklı şekilde isimlendirilmiş, 1960’lardan beri üzerinde düşünülen bir kavram Sürdürülebilir Mimari.

Kalkınmanın bedelininçevresel tahribat olmaması gerektiği konusunda uzlaşılmasıyla beraber  1960 ve70’lerin popüler terimi“Çevresel Tasarım” olmuştur. Bu dönemde yapı fiziği araştırmaları ve iç ortam kontrolüçokönem kazanmaya başlamış, bir yanda pasif güneş enerjili konutörnekleri görürken, diğer yanda tümüyle mekanik olarak iklimlendirilen, enerji tüketimini azaltıcı mimariçözümlere sahipöncü ofis binaları ortaya çıkmıştır.

Ancak, özellikle ofis binalarında yaz kış termal konfor şartlarını sağlayan, mekanik tesisatın nitelikleriniönemseyen bu anlayış, doğa ve insanı iki bağımsız nesneymiş gibi ele alıp, insan davranışlarını genellemeye meyilli olduğundan tepki deçekmeye başlamıştır.

Surdurulebilir-Mimarlik-Dunden-Bugune-1
Pasif ev kesiti

Liberal ekonomilerin gittikçe güçlendiği, dahaçok tüketimin teşvik edildiği 1980’lerde ise“yeşil tüketim” ve“yeşil mimari” terimlerini görüyoruz terminolojide. Genel olarak 80’lerde geri dönüşümlü, biyolojik olarak çözünebilir olarak etiketlenmişürünlerle“ben tüketici olaraküzerime düşeni yaptım” der gibi olan sığ bir ekolojik yaklaşım görülür. 1980’lerin sonu itibariyle“ yeşil” terimi yerini“ekolojik” terimine bırakır. 80’lerin belirgin mimari eğilimlerinden biri de modernist mekan anlayışının karşısında duran“biyolojik bina” (baubiologie) yani sağlıklı, organik yapılarüretme yaklaşımıdır. Biyolojik bina yaklaşımı, dönemin yeşil tüketim anlayışının eleştirisini daha azla yetinen bir yaşam tarzı veçevresi yaratmayı hedefleyerek yapmaktadır. Bu anlayışa göre mekanik sistemle ısıtılıp soğutulan bina, enerji tüketiminin azaltılması adına yalıtımlı kapalı bir kutu haline getirilmemelidir. Bunun yerine nefes alan, terleyen, yalıtan, yerel mikroklimayla ilişki kuran ve düzenleyen canlı bir organizma gibi tasarlanmalıdır. Böylece, modernize edilmiş, geleneksel yapım teknikleriyle inşaa edilen, taş, ahşap, toprak gibi doğal malzemeler kullanılanörnekler ortaya çıkmıştır. Enerji maliyetlerinin, mekanik sistemlerden doğal yöntemlere geçişle azaltılabileceği görülmüş, güneş enerjisi ile ısıtılıp, soğutulan, doğal aydınlatma ve havalandırmadan yararlanılan yapılar aynı zamanda enerji etkin nitelik de kazanmıştır. İngiltere’de 1983 yılında inşaa edilmiş olan Gateway Two ofis binasında tasarımcı ARUP şirketi, büyükölçekli ofis binalarına pasif enerji sistemçözümleri katarak teknik anlamda mimarlığaönemli bir katkıda bulunmuştur.

Sürdürülebilir kalkınma teorilerinin gelişmesiyle, 1990’ların başlarında bir kırılma noktası yaşandığı söylenebilir. Kuzeydeki bazı mimari entellektüellerin sunduğu bakış açısı, tek sesliliği doğuran ve mimaride yerelliğin rolünü azaltan bir bakış gibidir. Dolayısyla, 90’lardan günümüze sürdürülebilir mimarlık, küresel ve yerel uygulamalar olarak 2 ayrı şekilde irdelenmelidir. Artık 90’lı yıllarla birlikte sürdürülebilir olarak adlandırılan bir yapı morfolojiközellikleriyle olduğu kadar, yörenin kültürel ve ekonomik altyapısına bulunduğu katkıyla daçevreye duyarlı bir organizmadır.“ Küresel düşün, yerel hareket et” sloganıyla yolaçıkan yaklaşım yerelçözümüretmeyi desteklemektedir. Bu slogan aynı zamanda 1999 yılında ortayaçıkan  yavaş şehir(Slow-city) hareketini de tetiklemiştir.

Surdurulebilir-Mimarlik-Dunden-Bugune-2
Swiss Re Tower_Norman Foster

Günümüzde, Norman Foster tarafından tasarlanmış Swiss Re Tower da olduğu gibi, basılı yayınlardan ya da web’den gösterişli, olgun ve iyi tasarlanmış, sterilçevrede inşaa edilimiş projelere ulaşmak mümkün. Bir mekanı sürdürülebilir kılmanın alışılmış ve kolay uygulanabilir yollarını işaret eden ikinci grupta yer alan projelere ulaşmak zor olsa da…

Kaynak: Bu yazı IYTE Mimarlık fakültesiöğretim görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan’ın  Ekoyapı dergisi için hazırlamış olduğu makaleden kısaltılarak, Ekoyapı dergisiyle işbirliği içerisinde yayınlanmaktadır.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*