Tasarımı Popüler Kılan Pembeli Adam

IDW etkinlikleri kapsamında,çok değerli konuşmacılar yer aldı. Ama ben bunlardan birini detaylı ele alacaktım. Kimi ele almalıydım? Laurant Ney, Ron Nabarro, Tom Tjaarda ya da Massimiliano Fuksas…

Çoğu konuşmacının vardığı nokta aynıydı. Tasarımcı kimdir? Eskiden tasarımcıdan ne bekleniyordu, bugün ne bekleniyor? Tanım değişti mi? Ve ben, tasarımın tanımıüzerine yeniden düşünmeye başladım.

Ve gelelim bu günkü konu başlığımız Karim Rashid’e… Sonuçta, pembeyi giyen başlığı kapar, ayrıca, konuşması gerçekten etkileyiciydi!

Karim Rashid kendi tasarım manifestosundan, dijitalçağdan ve demokratik tasarımdan bahsetti İstanbul’da. Nedir Karimanifesto? Her şeydenönce, tasarımın sosyal ve politik bir duruş olduğunu düşünüyor. Her gün kullandığımız objeler (örn. Cep telefonları) hayatımızı şekillendiriyor ya da yön veriyorlar. Bu nedenle de, hayatımızı daha basit, daha kolay, daha eğlenceli kılacak objeler tasarlama arzusunda. Karim Rashid, dünyayı ve hayatı deneyimleme biçimimizi değiştirmek istiyor. Bir tasarımcı olarak, geleceği tasarladığına ve geleceğin şekillenmesine katkıda bulunduğuna inanıyor.

Karim Rashid, tasarım sanat değildir diyor.“ Sanat yapmak istiyorsan, o zaman sanat yap. Sanatçok,çok küçük bir kültürdür, oysa tasarım demokratik sanattır. Tasarım içinde bulunmasıçok daha zor bir yerdir. Daha entelektüel, kompleks bir kavramdır.” diyor. Rashid, konuşmasında dünyada 600‘ünüzerinde mobilya fuarı bulunduğundan bahsetti ve mobilyanın tasarım olmadığını, artık tükendiğini, kısacası cılkınınçıktığını söyledi. Tasarımın sosyal bir ajanda olduğunu vurgularken, tasarlananürünün görevini yerine getirdiği müddetçe, radikal ya da şiirsel olabileceğinden bahsetti. Eğer dünyanın daha iyi bir yer olmasını istiyorsak, dahaçok şeye odaklanmamız gerektiğini de sözlerine ekledi.

Sonra, biraz dijitalçağdan ve hayal ettiği gelecekten bahsetti.

Görmek istediği dünya, her şeyin minyatürleştiği, hatta neredeyse vücudumuzun uzantıları haline geldiği bir dünya. Burada, telefonların alacağı şekli anlattı heyecanla.

Konuşmasının ikinci bölümünün ana başlığıysa, bireysel tasarımcılardı.( The process of making, Individual Designers ) Bu bölümde demokratik devrim, demokratik tasarımı anlattı bizlere.

Çok felsefi ve güzel konuşmaya başladı. Herkesin içindeki entelektüel ve yaratıcı enerjiden bahsetti.“Çocuklar ne kadar güzelçizerler değil mi, peki zaman içinde ne olur bu yaratıcı enerjiye” diye dinleyiciye sordu.

Ve cevap;

“Dahaçok hayatta kalmaçabası içine gireriz. Başkalarının ne düşündüğü dahaçokönem kazanmaya başlar bizim için.Öyleyse nasıl kendi kendine düşünebilirsin ki… Herkesin içinde bir yaratıcı güç vardır. Ne iş yaptığınınönemi yok. Avukatsan ya da doktorsan ve içinde bir sanatkâr yatıyorsa, bu yaptığın işe yansır.”

İşte bu noktadan, konuyu demokratik tasarımın tanımına bağladı ve kişiselleştirme olgusunun büyükönem kazanmaya başladığını söyledi.

“İnsanlar sahip olduklarıürünlere kendilerinden bir parça katmak istiyorlar. Gelişen teknolojiyle birlikte artık herkes yaratıcı. Herkes müzisyen ya da fotoğrafçı değil ama herkes müzik yapıp, fotoğrafçekebiliyor. Hobi nitelikli bu aktiviteler bize yaratıcı potansiyelimizi hatırlatıyor. Bu demokratik bir devrim.Ürünlerin tasarımı konusunda daçok kültürlü bir arena oluşturuyor. Bu durum, profesyonellerinönemini azaltmıyor ve iyiyi kötüden ayırt etmemize yarıyor. Bunca seçeneğin olduğu bir dünyada demokratik tasarım kavramı da oluşmak zorunda kaldı. Gittikçe daha akıllı, daha iyi tasarlanmış, daha kaliteli ve daha ulaşılır tasarımlar yaratmak zorundayız. Bu nedenle tasarımcının rolü azalacağına artıyor.”

Evet, demokratik tasarımı kesinlikle seviyoruz!Çünkü kalite yükselirken fiyat düştü. Artık, tasarlanmış mobilya kullanmak için belirli bir beğeni ve maddi güce sahip olmak gerekmiyor. Neredeyse herkesin iyi kaliteli birürüne, doğru bir fiyattan ulaşabilme imkânı var. IKEAülkemize geldi diye hepimiz havalara uçmadık mı?

Görüldüğü gibi Karim Rashid, sadece demokratik objelerüretmiyor. Sanat ile de uğraşıyor. Farklı malzeme denemeyi ve teknolojiyi kullanmayı seviyor.

Peki, ama benim biraz kafam karıştı. Bu koltuk Domodinamica içinüretilmiş Hot Dog. Bana pek ergonomikmiş, dünyanın en rahat koltuğuymuş gibi gelmedi. Demokratik tasarım denemez,Ki, tasarımcılar illa demokratik tasarım yapacak diye bir şey yok. Sanat eseri desem, tek adet değil, seriüretilmiş. Hani dünyada 600’ünüzerinde mobilya fuarı vardı. Hani“furniture is exhausted” söylemlerine ne oldu? Tasarım sorunçözmek yerine, sorun yaratır konuma gelmişken, bir tane daha farklı tasarıma gerek var mı gerçekten? Burada biraz egolar girmiyor mu işin içine… Konuşmasında, Melissa için tasarladığı kokulu ayakkabılardan bahsediyor. Son derece basit, polimer ayakkabılar tasarlamış ve anında bir milyon satmışlar.“Çünkü tasarım, beş duyunun aynı anda uyarılmasıyla oluşan deneyim ihtiyacımıza cevap veriyordu. Renkler göz alıcıydı. Ama sadece form ya da renkle değil, koku ve dokunma duyularını da harekete geçirerek tüketiciyi cezbettik.” Diyor. Tasarım kavramı feci şekilde kullanılmıyor mu sizce de? Tasarım, tüketim kültürünü pompalayan bir araca mı dönüşmüş durumda! Yanlış anlaşılmasın, bence Karim Rashid Allah vergisi bir yeteneğe sahip, yaratıcı ve deüstüne renkli bir kişilik. Ayrıca,çoğu tasarımını daçok beğenirim. Ama buöyle birçark ki, tasarımcılar da işin içindençıkamıyorlar. Bir diyorsunuz ki, ne müthiş tasarımlar, ne harika konuştu, bir bakıyorsunuz kiçelişkiye düşmüş kendi söylemleriyle.

Ve Karim Rashid mekânları;

Atina’daki Semiramis otelinin iç mekân tasarımları Karim Rashid’e ait…

Bizlere farklı deneyimler yaşatmak istemesini anlayabiliyorum ama bu havuzda yüzmek isteyip istemeyeceğimi bilmiyorum.

İstanbul Atatürk Havaalanındaki World Lounge…

Bütün her şey tek tekçok güzel görünüyor aslında, ama hepsi birdençok fazla değil mi? Tavan parlak, halıda desen, duvarda desen… Bana, sanki Karim Rashid, restoranı da, sex dükkanını da, berber dükkanı ya da evleri de aynı şekilde tasarlıyormuş gibi geliyor.

Bu da Karim Rashid tasarımı bir restaurant.

Renk değiştiren bu duvarlara karşı, burada yemek yediğimi hayal edemiyorum. Bu fotoğraf kompozisyon olarak şahane kesinlikle, ama içinde olmak ve yemek yemek, bireyler içmek nasıl olmalı acaba? Karim Rashid’in mekânları bana fazla yapay geliyor bir şekilde… İnsanlar da mekâna göre şekil alırlar bana göre. Ve buraya gelecek insanların doğal davranabildiğini düşünebiliyor musunuz? Yapmacık mekânlar ve yapmacık insanlar…

Sonuç olarak, onun esin kaynağı insan ve teknoloji. Oçok başka bir dünya hayal ediyor. Parlak renkler, ilham verençağdaş objeler, mekânlar ve deneyimler.

“Artık tasarım problemçözmeyle ilgili değil. Hayatımızı duygusal, estetik ve şiirsel anlamda iyileştirmeyle ilgili. Tasarım anlayışıysa, birey ve toplumların davranışlarını değiştirecek orijinal tasarımlar yapmak. Eğer, insan doğası geçmişte yaşamak ise, dünyayı değiştirmek insan doğasını değiştirmektir.” Diyor. Ben bu mekânların insan doğasını iyi yönde değiştireceğine, ya da insanın doğasıylaörtüştüğüne inanmıyorum.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*