Umut ve Geçmiş Arasında Bir Çizgi: Berlin Yahudi Müzesi

Avrupa ve ABD’nin birçok kentinde Yahudi Müzesi bulabilirsiniz. Ancak Almanya’nın başkentinde bir Yahudi Müzesi’nden söz edildiğindeçağrışımlar ve hayal edilenler farklı olacaktır elbette… Nazi soykırımının beşiği olan kentin bu müzeye ev sahipliği yapması için, 1989 yılında açılan mimari proje yarışmasını, kaderin garip bir cilvesidir ki Polonya doğumlu, ailesini Nazi soykırımında kaybeden Amerikalı mimar Daniel Libeskind kazanmıştı. Mimar bugünlerde, 11 Eylül’ün boş bıraktığı ve Sıfır Noktası (Ground Zero) olarak adlandırılan alana yapılacak yeni binaların baş mimarı olarak yeniden gündemde.

Berlin Yahudi Müzesi’nin inşaatı 10 yıl sürdü. Bunun nedeni ise Berlin senatosu veçeşitli kurumlarda tartışmalı süreçlerin yaşanması olarak yakın tarihe geçti. Resmi adı‘Jewish Museum’ olsa da Daniel Libeskind projesini‘Between The Lines’ olarak isimlendiriyor. Line,‘çizgi, satır’ gibi anlamların dışında‘soy’ anlamı da taşıyor… Diğer yandan müzenin dışarıdan,özellikle de tepeden görünümü, zig-zag şeklinde birçizgi formunda ve bu form, Davud’un yıldızının deforme edilmiş hali olarak ifade ediliyor. Müze binası, Yahudi soyunun kırılmaya uğratılmasını sembolize edercesine dışarıdan bakıldığında kırık birçizgiden oluşsa da içinde yürüdüğünüz zaman yolunuzu kesen bir engelle karşılaşmıyorsunuz. Bu da sürekliliğiçağrıştırıyor, dolayısıyla geleceğe olan umudu diyebiliriz.

Mimar Libeskind, bundan 10 yılönce, inşa ettikleri bu sıradışı yapı için;“resimlerin beyaz duvarlara asılabildiği, objelerin sergilenebildiği diğer müzeler gibi” (Daniel Libeskind, 2000) şeklinde bir tanımlama yapmıştı. Mimara bu cümleyi kurduran şey belki de, yapım aşamasında bileçokça tartışmalara neden olan bu proje ile ilgili uzayıp giden konuşmalara son verme isteğiydi. Libeskind’in yapmış olduğu açıklamayı farklı şekilde yorumlama isteğinin altında, müzeyi ziyaret etmiş olanların tahmin edebileceği gibi, bu mekânın hiç de sadece bir‘müze’ olmadığı düşüncesidir…Çünkü; sergilediği objeler, resimler ve fotoğraflar dışında, mimariözellikleri ile mekân, sadece içinde yürüyerek bile‘katılımcı bir ziyaretçi’ haline getirir sizi.

Umut-ve-Gecmis-Arasinda-Bir-Cizgi-Berlin-Yahudi-Muzesi-32
Daniel Libeskind
“…bu müze sadece belli bir proje anlamına gelmiyor, o aynı zamanda umudun da simgesi” (Libeskind)

18. yüzyıldan kalma bir adliye binasının yanına ek olarak tasarlanan Berlin Yahudi Müzesi’ne, yine bu eski binadan, dışarıdan hiçbir bağlantının görülmediği, yeraltından geçen dik merdivenler aracılığı ile geçiliyor. Aşağıya yönlendirilen ziyaretçilerin ilk karşılaştığı, Alman Yahudileri’ne ait 19 ayrı soykırım hikâyesinin anlatıldığı bir yeraltı geçidi oluyor. Geçidin sonundaki yol ise iki koridora ayrılıyor ve koridorlar sizi iki ayrı mekâna ulaştırıyor. Yukarı doğru hafif bir eğime sahip olan koridorun sonunda karşınıza‘Soykırım Kulesi’ –Holocaust Void–çıkıyor. Mekânı koridordan ayıran ağır demir kapıyı açıp içeriye girdiğinizde, kendinizi küçücük ve yalnız hissetmenize neden olan yüksek ve karanlık gri duvarların oluşturduğu, piramiti andıran bir oda ile karşılaşıyorsunuz. Kışın soğuk, yazın ise nemli olan bu dar alana, sadece tepedeki keskin bir yarıktan ışık sızıyor. Mekân aldığı ışık; sahip olduğu boşluk, renk ve ses/sessizlik ile bir gerilim yaratıyor ve tekinsizlik hissi veriyor, izole edilmişliğin rahatsızlığını yaşatıyor.

Umut-ve-Gecmis-Arasinda-Bir-Cizgi-Berlin-Yahudi-Muzesi-15

Diğer koridor, ziyaretçileri bir bahçeyeçıkarıyor ancak bu bahçe, rahat bir nefes almanızı sağlayan cinsten değil. Libeskind burada da birçok sembol kullanmış. Eğimli, adeta dalgalı bir denizi andıran taş zeminüzerine 12 metre yüksekliğinde 49 adet beton kolon bulunan bahçeye‘Sürgün Bahçesi’ –The Garden of Exile– deniyor. Kolonlardan 48’i Berlin toprağı ile doldurulmuş ve bu 1948’de kurulan İsrail Devleti’ne gönderme yapıyor. 49. kolon ise Kudüs’ten getirilen toprak ile doldurulmuş. Bu kolonlarla, kolonların içindeki topraklara ekilmiş olan bitkilerle ve oluşturulmuş bu mekân ile soykırım yıllarındaülkelerini terk etmek zorunda kalan; yaşamlarını yabancı topraklarda yeniden inşa eden Alman Yahudiler’in anısı yaşatılmak istenmiş.

Umut-ve-Gecmis-Arasinda-Bir-Cizgi-Berlin-Yahudi-Muzesi-10
“Sürgün Bahçesi” -The Garden of Exile-

Müzeye aitüçüncü bölüm,‘Devamlılığın Merdivenleri’ olarak adlandırılan dik merdiverlerle ve dileyenlerin asansör ile ulaşabileceği, sergi mekânları. Bu geçitte de yine müze geneline hakim olan keskin hatlara sahip dar pencere formları sayesinde ışık ve gölgeler dramatik bir hava yaratıyor. Sergi mekânında Almanya’daki Yahudiler’in yaklaşık 2000 yıllık tarihini anlatan; ilkçağdan soykırıma kadarçok sayıda resim, tablo, fotoğraf, kişisel eşya, heykel, ses kaydı, film, gazete kupürü, tabela, el ilanı, hayat hikayesi, şifreli mesaj, mektup, kartpostal, oyuncak, ihbar mektubu gibi objeler görmek mümkün.

Tüm projeleri bir hikaye anlatan Daniel Libeskind’in Berlin Yahudi Müzesi’nde kullandığı semboller, mekân kullanımı, bireyi aktif bir ziyaretçi haline getiriyor; umudun sembolü ve geçmişi unutturmayan anıt olarak birçizik atıyor hafızalara.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*