Yaşamı Tuvallerle Anlatmak

Çağdaş Türk resim sanatının değerli sanatçılarından ve uluslararası platformdaki temsilcilerinden Prof Dr. Gülten İmamoğlu, dünya çapında dördü birincilik 7 ödül sahibi bir sanatçı.

2.LICC (London International Creavite Competiton) dünya birinciliği ödül töreni
2.LICC (London International Creavite Competiton) dünya birinciliği ödül töreni

Dünya sanatının önemli galerilerinde sergiler açan sanatçımızın, iki eseri Las Vegas South Nevada Fine Art Museum’un daimi koleksiyonunda, bir eseri de Almanya Haggen Musseum’da sergilenmekte. Sanatsal ve akademik başarılarından ötürü Amerikan Biyografi Center tarafından “2011 Yılın Kadını” ödülüne de layık görülmüş. Çok sayıda onursal ödüle de sahip olan sanatçımızın başarıları ülkemiz adına gurur verici.

Hayhill Gallery,London, Auguste Rodin Günten İmamoğlu Sergisi
Hayhill Gallery,London, Auguste Rodin Günten İmamoğlu Sergisi

Gülten İmamoğlu’nun sanatçı kimliğine büyük katkı sağlayan başarılarla dolu akademik bir geçmişi olsada, Gülten İmamoğlu, sanatçı kimliğini onu özgür kılan ve besleyen yanı olarak görüyor. Onun için sanat, ürettikleriyle hayatı sorguladığı bir yaşam yolu.

Sanatçı, rüyaların yaşanabilirliğini de anlattığı eserlerinde, sanatını sıradanlıktan uzaklaştırıp, geçmiş ve geleceğe keskin bir damga vurmak için kullanıyor. Onun sanatında, yaşamın kesitleri birer katmana dönüşmüş, kimine bir filiz, kimine ise aşk konu olmuş. Ölüm ve doğum ise kaçınılmaz. Kimi zaman gerçekliğin, kimi zamansa efsanelerin içindeki güzelliği, acıyı ve aşkı renklerle dans ettiriyor. Bazen siz kendi hikayenizi yazıyor, bazense onun hikayesinde kayboluyorsunuz. Sanatçı amacının, derinlerdeki mucizeleri de gösterebilmek olduğunu söylüyor.

Çabalarını ve başarılarını takdir ettiğimiz Gülten İmamoğlu ile sanatı üzerine merak edilen konular hakkında bir söyleşi yaptık.

Yasemin Semercioğlu: Çalışmalarınızda yaşamı sorguladığınızı biliyoruz.Bu sorgulamayı renklerle anlatmayı tercih etme nedeninizin hep merak edildiğini biliyorum. Bu nedeni öğrenebilir miyim?

Gülten İmamoğlu:  Millet olarak rengi çok seviyoruz. Belki özünde bu yatıyor olabilir. Yine de bu kadar genelleyip kolaya kaçmak istemem. Renk cesarettir aslında. Özünde farklılıkları ve zıtlıkları değerli bulup oldukları gibi kabul ederek saygı duymak yatar. Rengin içine ne kadar çok başka renkler katarsanız o kadar başkalaşır ve özünü kaybeder. Her insan içinde enerji dalgaları taşır. Kimi fısıltı gibidir, kimi çığlık… Kiminde ahenk vardır kimindeyse kaos. Öz olarak karşıt renkleri dengeli bir biçimde birbirleriyle barışık olarak bir arada tutmayı seviyorum resimlerimde.

gulten-imamoglu-sergi

Y.S : Yaşamın içinde renklerin kendine özel anlamları vardır. Kullandığınız renkler sizin için ne anlam ifade ediyor ?

G .İ:  Elbette. Rengin dilini iyi bilirseniz duygularınızı da o oranda daha doğru yansıtabilirsiniz. Gerçi renk dili subjektiftir ve içgüdüsel olarak gelişir. Sizin için kırmızı aşk iken benim için acıyı ifade edebilir. Kişiden kişiye ya da ülkeden ülkeye değişiklikler gösterebilir. Ama yine de evrensel ortaklıklar var. Benim için, yeşil sonsuz huzuru, turuncu coşkuyu, mavi derinliğin gizemini, mor hüzünü anlatır. Beyaz ise tanımlanamayanı, bilinemeyeni… Ölüm gibi, söylenmemiş sözler gibi… Sanırım bu kadar ipucu yeterli.

Y.S: Yaşam felsefenizden söz edecek olursanız neler söylersiniz?

G.İ : Ben Ulu Önderimizin dediği gibi, kendimi dinlenmemek üzere yola çıkanlardan biri olarak tanımlayabilirim. Başta annem olmak üzere yakın çevrem bu sözümle ne anlatmak istediğimi çok iyi bilir. “İşinin kölesi olmadan efendisi olunmaz” temel iş felsefemdir. Hayat dengeleri yıkıp tekrar inşa etme üzerine kuruludur. Hayatta hata yapmadan mesafe katedilemeyeceğini bilirim. Tüm bunlara ilave olarak humanist bir yapım var. İnsan benim için çok değerli, doğa insan kadar değerli.

Y.S: Sanatın insan psikolojisi üzerine etkilerinden bahsedersek siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

G.İ: Beklenenin aksine sanat insanı sadece mutlu etme aracı değildir. Sanat gerçeklerle yüzleştirme, düşündürme, sorgulatma, hissettirme aracıdır. Bunu yapabilmesi için sanatçının toplum nabzını iyi tutabilmesi ve insan psikolojisine de iyi bilmesi gerekir. Eser ile izleyici arasında iletişim kurulması adına bu gereklidir. İletişim kurulunca da etkileşim başlar. İyi sanatçı iyi bir sosyolog ve psikologdur.

Y.S: Hayata karşı olumlu bir bakış açınız var. Yaşamı sorgularken bile onunla barışık yol almaya çalışıyorsunuz. Eğer mutluluktan bahsedecek olursak, mutluluğun sanatla ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

G.İ: Sanat duyuşsal alemin dilidir. Duyuşsal alemi besler ve yüceltir. Sanattan uzak yaşayan kitleler hep birşeyleri eksik yaşar ve bu eksikliğin ne olduğunu bir türlü tanımlayamaz. Dinlediğiniz bir müzik içinizdeki tınılarla örtüşüp bir anda sizi bambaşka alemlere götürebilir. Ya da izlediğiniz bir film… Sanat dallarını birer enstrümana benzetirsek sanatın hangi dalının olduğu önemli değil ama her bireyin mutlaka etkilendiği bir enstrüman vardır. Yeter ki doğru enstrüman doğru besteyle kişiye ulaşsın. Bizi biz yapan sevinçlerimizi, acılarımızı haykırdığımız, insan yanlarımızı yücelten bir enstrüman mutlaka vardır. Yeter ki aramayı bulmayı bilelim.

Y.S: Gülten İmamoğlu’nun gözünden sanatın ve sanatçının tanımı nedir?

G.İ:  Sanat evrensel bir dildir aslında. Tüm insanlığın ortak dili. Sevinçlerin, sorunların, acıların, umutların, hayata dair yaşanan her şeyin paylaşıldığı ortak bir paydadır. Sanatçı bu evrensel dilin icracısıdır. Sanatçı üreten, gören, duyan, hisseden ve var eden bir öncüdür.

Y.S: Sanatçı kimliğinizin yanında eğitimci yanınızı da gözönüne alarak sanat eğitimi hakkındaki fikirlerinizi sormak istiyorum. Çocuk ve gençlerin sanat eğitimi sizce nasıl olmalıdır?

G.İ: Sanat eğitimi çok hassas bir konu. Gerekliliği hususunda her zaman ikilemler yaşanmaktadır. Sanat eğitimi almış ve sanat eğitimi veren bir sanatçı olarak bu sorunuzun cevabını verebileceğimi düşünüyorum. Sanat eğitimi konusunda çok ciddi yanlışlar yapılmakta. Sanat eğitimi aslında içsel bir yolculuktur. Sanat eğitimi ile kişi kendini keşfeder. Sanat eğitimcisi keşfettiren, yol gösteren olmalıdır. Bu yolculukta sadece bir rehbere ihtiyaç vardır. Eğer eğitimci öğrenciye kendi doğrularını dayatırsa bu ciddi zaman ve özgüven kaybına neden olur. Başkasının izinden yürümekten öteye gidemez. Özellikle çocuklara sanat eğitimini çok riskli buluyorum. Bunu bilinçli bir eğitimciden almazsa bırakın üretmeyi sanattan dahi soğuyabilir. Yani çocuğun yanlış bir sanat eğitimi almaktansa almaması daha iyidir. Çevremize baktığımızda sanat eğitimi zanaat eğitimi gibi algılanıyor. Halbuki teknik öğretimi sanat eğitimi değildir. Esas mevzu tekniği öğrendikten sonra başlıyor. Öğrendiğiniz teknikleri kullanarak sanat adına ne söyleyeceğiniz esas mevzudur. Bilinçli eğitimci her bireyin parmak izi kadar farklı bakış açısına sahip olduğunu bilir ve kendi farkını kişinin farketmesini sağlar.

Y.S: Takip ettiğiniz yada beğendiğiniz sanatçıların ortak bir noktası var mı ?

G.İ: Sanatta sadece öncü ve özgün sanatçılara hayranlık duyuyorum. Yaratıcılık, farklı bakış açısı, zeka ve teknik ile bütünleşince ortaya sıradışı ve vurucu bir şey çıkıyor. Beni şaşırtmayan hiçbirşey heyecan vermiyor. Sadece bakıp geçiyorum.

Y.S : Gelişmişlik ile sanatın ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

G.İ : Tamamen paraleldir. Sanata ve kültürel değerlere saygı duyan milletlere bakın hepsi gelişmiş uluslardır. Sanata destek ve yatırım belli bir bilinç ve doygunluk gerektirir.

gulten-imamoglu-juan-carlos

Y.S: Dünya piyasasında ciddi anlamda yer edinmiş, önemli işlere imza atmış ve sanat piyasasının dikkatini çekmiş bir sanatçısınız. Önemli ödülleriniz var. Eserlerinizin ünlü moda tasarımcısı Juan Carlos’a da ilham verdiğini ve eserlerinizden yola çıkarak bir koleksiyon hazırladığını biliyoruz. Çalışmalarınızın dünya sanat piyasasındaki yoğun ilgisini nasıl buluyorsunuz. Bunun nedenlerinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

G.İ :Yurt dışından aldığım tepkiler ve eserlerime gösterilen ilgi aldığım ödüller memnuniyet verici ama bu çok uzun soluklu bir süreç. Çok emek ve çaba var altında. Hep daha iyisini başarma azmi, heyecanı ve çabası var. Herhangi bir kurum ya da devlet desteği beklemeden tamamen günün olanakları ve şartlarıyla var gücünle üretmek, ürettiğin eserleri yurtdışı uluslararası fuarlarda önce ülken adına sonra sanatın adına sunmak… Sanatımda dünya ölçeğinde üretmek ve kabul görmek, çizgi yakalamak adına çabam uzun bir süre devam etti. Bıkmadan usanmadan. Eserlerim enteresan koleksiyonlara ulaştı ve çok değerli ödüller kazandı. Donald Trump dokuz eserimin basım çoğaltım hakkını aldı mesela. Ya da 2011 de American Biyografi Center beni yılın kadını ödülüne layık gördü. Londra’da aldığım dünya birinciliği 95 ülke arasından 5000 den fazla sanatçı arasından farkedilerek geldi ve daha pek çok birincilik… Bu ödüller benim gittiğim yolun doğruluğunun onayı niteliğindeydi. Yapılacak daha çok şey var, ben bu gücü beynim ve bileğimde görüyorum. Amerika’da çalıştığım galeriler sanat piyasasında benim adıma eserlerimin gereken değeri bulması konusunda temsilini ve gereğini yapıyor. Benim üzerime düşen de sanatımla ülkemi her platformda temsil edebilmek için daha iyisini üretmek.

Y.S: Eserlerinizin içindeki hikayeleri anlatırken inanılmaz güzel renklerle adete dans ediyorsunuz. Üretirken kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz ve bu yolculukta nasıl keşifler yaşıyorsunuz?

G.İ: Üretmek, gerçek ben olduğum özgürlük alanım. Kimseyle paylaşamadığım en derin duyguların, özlem ve kaygıların dışa vurulduğu mahrem zaman. En sıradan algılanan gerçeklikler sanatçının belleğinde sıra dışı etkiler yaratıp başka biçimlere dönüşür. Ürettiğim eserler pek çok sanatçıya göre daha gizemli kalabilir. İfade dili özneldir, ama hepimizin boyun eğmek zorunda olduğu zaman olgusunu ve varoluş realitemizi farklı bağlamlarda irdelemekteyim. Kimi zaman bir Sümer Yaradılış destanı bazen de bir Yunan tanrıçası üzerinden söylüyorum mesajlarımı. “Organik Metastrata” sergimde “Sümer Yaradılış Destanı, Enuma Eliş” de yer alan Tanrıları kendi özgün tekniğimde yeniden resmederek onlara zamanda yolculuk yaptırdım ve zamanı tersine çevirdim. Kullandığım boya tekniğiyle, boyanın katıdan en sıvıya kadar hallerini kullanarak, beyaz tuval alanı üzerinde, zamanın durdurulamazlığı karşısında boyanın akışkanlığını kontrol altına alıp katmanlaştırarak zamana karşı güç elde etme, dondurma içgüdüsü yatmaktadır. Bu üslupla ürettiğim eserlerime “Organik Metastrata” adını verdim. Zamanı durdurma, kontrol altına alma ya da tersine çevirme… Gizli figüratif yapıda heykelsi formlara dönüşen biçimler katmanlaşarak kimlik bulmakta. Son sergimde de Hermoafrodisia adıyla Organik Metastrata serisinin sıradışı örneklerini bulabilirsiniz.

Y.S: Son soru olarak akademisyen kimliğinizin sanatçı kimliğinize ne gibi yansımaları olduğunu düşünüyorsunuz?

G.İ : Aslında akademisyenlik ve sanatçı olmak çok farklı iki noktayı temsil ediyor. Akademisyenlik sanatı bir bilim olarak ele aldığı için kendi sanatımızı üretirken donandığınız bilgi ışığında dışarıdan bakan bir göz gibi sürekli kendinizi ve etrafınızda yapılanları irdeleme cesaretiniz, belki de şansınız oluyor. Sanatçı kimliğim her zaman akademisyen kimliğimin üstünde durmuştur. Çünkü gerçekten kendim olabildiğim, özgür kalabildiğim alan sanatımdır. Yine de ülkenin genç sanat eğitimcilerini yetiştirmenin verdiği haz, kendim olmaktan aldığım hazzı dengeliyor.

Bu güzel söyleşiden sonra en büyük temennimiz uluslararası platformda ülkemizi temsil hakkı kazanan sanatçılarımızın sayılarının giderek çoğalması ve bunun içinde sanata ve sanatçılararımıza desteğin artması, bu sayede Türk Sanatı’nın ivme kazanıp dünyadaki yerini alması.

 

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*