Yeni Yılın İlk Sergileri

Yeni bir yıla, yeni umutlar ve heyecanlar ile girdik giriyoruz derken bir ay geçti bile. Umarım 2016 yılı, ülkemiz ve dünyamızın barışa kavuşacağı, herkes için güzel dileklerin gerçek olacağı ve sanatın, sanat sevgisinin kat kat artacağı bir yıl olsun. Çünkü sanat karanlıktan aydınlığa çıkış yoludur. Peki, bu yolda, bu ay nerelerde, hangi sergiler açılmış bilmek ister misiniz? Ben sizin için gittim, gezdim ve yazdım.

1-Öncelikle Banksy ile başlamak istiyorum. Global Karaköy’de ses getiren bir açılış ile Banksy’nin koleksiyoncularda bulunan eserlerini bir araya getiren “The Art of Banksy” (Banksy’nin Sanatı) sergisi dünyada ilk kez İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. On yıldır başta İngiltere olmak üzere yaptığı sokak resimleri ile tanınan ve gerçek kimliği bilinmeyen ünlü sokak sanatçısının sergisinin küratörlüğünü ise Steve Lazarides yaptı. İzleyiciyi alışılmışın dışında formatlarda buluşturan sergide, kendinizi bir an Londra sokaklarında bir an da bir İngiliz’in oturma odasında buluyorsunuz. Bugüne kadarki en büyük Banksy sergisi olma özelliği taşıyan sergide, aralarında Banksy’nin “Kırmızı Balonlu Kız”, “Gül Şimdi”, “Hizmetçi” gibi en bilindik eserlerinin de bulunduğu toplam 100 eser izleyiciyle buluştu. “Gerilla sanatçı” olarak da tanınan Banksy, eserlerinde savaş karşıtı, tüketim çılgınlığını eleştiren çevreci ve hayvan haklarını savunan mesajlar vermesiyle tanınıyor. Eserleri üzerinden para kazanılmasını eleştiren ve sergilenmesine karşı olan Banksy, gerçekleşen sergilerine resmi onay vermiyor. İstanbul’da ki sergi ile tezat bu düşünceler diyebilirsiniz. Hem bir yatırım şirketinde sergilenmesi ve girişinin ücretli olması çok konuşulan konular arasında. Fakat Serginin en çok konuşulan bir konusu da Banksy’nin bu sergiden haberdar bile olmaması. Serginin küratörü olan ve bir dönem Banksy’nin menajerliğini yapan Lazarides ise 10 yıldır görüşmediklerini ve kanuni olarak izin almak zorunluluğu olmadığını belirtmiş. Steve Lazarides 2014’te de “Banksy: The Unauthorised Retrospective” (Banksy: İzinsiz Retrospektif) adlı bir sergiyle Banksy’nin eserlerini satışa sunmuştu.

banksy

2-Banksy’den geçiş yapacağım diğer sergi ise yine graffiti bağlantılı. Sanatçı bir aileden gelen, 10 yaşındayken graffiti yaparak bu dünyaya adım atmış Dilan Gerede Erkaya’nın 15 yaşında Piramid Sanat’ta açmış olduğu ‘Doors of Perception’sergisi.

doors-

Annesi, babası fotoğraf sanatçısı olan Bennu Gerede ve Koray Erkaya’nın oğlu Dilan Gerede Erkaya, sanatçılarla dolu bir ailede büyümüş ve en çok anneannesi senarist, fotoğrafçı, oyuncu, yönetmen Canan Gerede’den etkilenmiş. Serginin ismi ise annesi Bennu Gerede’nin önerisi. Aldous Huxley’in yazdığı kitaptan geliyor. O kitap da Wiliam Black’in yazdığı bir şiirden çıkıyor bu isim. Tuval boyamaktan nefret eden Dilan’ın kapıları boyaması tesadüfen ortaya çıkıyor. Diğer taraftan kaykay ve sörf yapan Dilan’ın sergi de sörf tahtasını da boyamış olup sergilediğini gördük. Nasıl Bedri Baykam küçük yaşta sergiler açtıysa Dilan’da bu yaşında açtığı ilk sergisi ile bize bu yolda parlayacağına dair yeşil ışık yakmış oluyor. Bize de yolun açık olsun geleceğin sanatçısı, demek düşüyor.

doors-1

3-Üçüncü sergi ise şöyle bir Nişantaşı’na yol alacağım Bozlu Art Project’de Çağatay Odabaş’ın “Çekim Kuvveti” isimli sergisi. Adı üstünde sizi farklı bir zamana, mekâna bir kurgu filmin içine çekip alan bir sergi. Küratörlüğünü Oğuz Erten’in yaptığı sergi, bilim kurgu sinemasına büyük ilgi duyan Odabaş’ın sanatsal beslenme kaynaklarının resimlerine olan etkisini yansıtıyor.

cagatay-odabas

Yapıtlarının üretim sürecinde birçok desen çalışması yapan ve dijital müdahalelerle rengin olasılıklarını sorgulayan Odabaş’ın, titizlikle seçilmiş renk ve boyama tekniği ile oluşturduğu kompozisyonlardaki dinamik etki izleyiciyi kendi temposuna davet eden bir devinim sunuyor. Ben bilim kurgu çok sevmesem de Odabaş’ın eserlerini o patlamaları beğeniyorum. Sergide birçok favorimin yanında Burhan Doğançay’a saygı duruşu için yaptığı eser ayrı bir yer ediyor kalbimde.

Çağatay Odabaş'ın Burhan Doğançay’a saygı duruşu için yaptığı eserinin önünde
Çağatay Odabaş’ın Burhan Doğançay’a saygı duruşu için yaptığı eserinin önünde

4-Kalbim de ayrı bir yeri olan başka bir şey de fotoğraf. Fotoğrafçı kimliğim ağır basar ve benim için fotoğraf sergilerinin de ayrı bir önemi vardır doğrusu. Nişantaşı’ndan çok uzaklaşmadan Milli Reasürans Sanat Galerisi’ne uğradığımda Manuel Çıtak’ın fotoğrafları karşılıyor beni. Konu kahvenin üç şehirdeki hikâyesi ‘Üç Şehir Bir Kahve: Kahire, İstanbul, Viyana’ .Farklı bir düzenlemesi olan sergiyi mis gibi kahve eşliğinde geziyorum. Sergide fotoğraf sanatçısı Manuel Çıtak’ın karelerine, akademisyenlerden, yerel halkların söylencelerinden, yazar ve şairlerden satırlar, alıntılar eşlik ediyor. Kahvenin serüvenini aktarırken İstanbul’u bir buluşma noktası olarak konumlayan projede Viyana, İstanbul ve Kahire’de günlük yaşamda kahve ile kurulan ilişki tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seriliyor. Suna Altan’ın proje koordinatörlüğünü, Yeşim Bakır Küre’nin sergi tasarımlarını, Haluk Tuncay’ın grafik tasarımlarını üstlendiği “Üç Şehir Bir Kahve: Kahire, İstanbul, Viyana” sergisi, Mehmet Kurukahveci Kültür Merkezi tarafından düzenlenmiş ve bu da kaçırmayacağınız 27 Şubat’a kadar açık olan bir sergi.

milli-reu

5- Ve gelelim 2 yıllık bir galeri ile 32 yıllık bir galerinin ortaklaşa açmış olduğu sergiye. Son dönemin en popüler sanatçılarından Ardan Özmenoğlu’nun yeni sergisi ‘Abilerim Ablalarım’ bu iki galeride açıldı. Özmenoğlu çalışmalarının bir kısmını Abilerim diyerek İstanbul’da, Öktem&Aykut Galeri’de, bir kısmını da Ablalarım diyerek Ankara’daki Siyah Beyaz Galeri’de sergiledi ve sergi bitti kaçırdık zannetmeyin 17 Şubat’a kadar devam etmekte. Sergide postitler ve neondan çarpıcı işleri ile karşımızda olan, Özmenoğlu’nun eleştirel yaklaşımı ile mizahı ise iyiden iyiye keskinleşiyor. ‘Karakolda Ayna Var’ ‘Abilerim Ablalarım’ ‘Kaldıramazsan Kaldırırlar’ sergide dikkat çeken eserlerden sadece birkaçı.

abilerim-ablalarim

6- Neon demişken yine bir neon işlerin hakim olduğu Galerist’te açılmış olan sergi geliyor aklıma. Galerist, İngiltere’nin önde gelen sanatçılarından Shezad Dawood’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Zaman ve Mekâna Bağlı Kalmak Neden”adllı sergiye ev sahipliği yapıyor. Dawood’un çalışmaları kültürler, tarihler ve kurgular arasındaki oyunlar ile yazarlık kavramının yapı bozumundan ortaya çıkan pek çok olasılığı irdeliyor. Film, neon ve resim teknikleriyle çalışan sanatçı, gerçek ve hayali, sinerji ve yoğunlaşma anlarını ortaya çıkarmak veya yaratmak için imge, dil ve öyküleme gibi birbirinden farklı sistemleri yan yana getiriyor. “Zaman ve Mekâna Bağlı Kalmak Neden”sergisi, iki film ve ilintili bir dizi büyük neon ile küçük tekstil işlerden oluşuyor. Neon sevenler için sergi 1 Mart’a kadar açık o tarihi binanın duvarlarında pembe atmosferi, neonun büyüsünü kaçırmayın derim.

shezad-deavud

 

galerists

7- Şeker pembe bir atmosferden çıkıp aşka yol almak istiyorum. Yönümü aşka çevirip kendimi aşk sergisinde Ekavart Galeri’de buluyorum. Kırmızının tutkusu kar tanelerinin yumuşaklığı sarıp sarmalıyor beni ve yasak elmaya ulaşıyorum… ‘Aşk’ nedir diyorum kendime ve cevabı kendimde saklayarak Ertuğrul Ateş’in “Aşk & Aşk” sergisini derin derin soluyorum. Ateş’in en son çalışmalarından oluşan sergide “Aşk” nedir? “Aşık” kimdir? Soruları düşüyor zihninize. “Aşk” arayışının sonsuz ve bitmeyecek bir arayış olduğunu bilerek yola çıkan sanatçı meseleye hangi “Aşk” sorusunu sorarak ve içe dönerek ve “Aşık” olarak “Aşk”ı arıyor ve bu sonu gelmeyecek yolculuğa çıkıyor. Yola çıkmak yol almak önemli olan da belki bu yolculuktur. Zor sorulara cevap arayan sanatçı “ilahi aşk” ve “dünyevi aşk” arasında gidip gelerek bu ruhsal yolculukta asla bulamayacağı cevapları arıyor. Ve yolculuk hakkında tuvallerinde ipuçları veriyor. Siz de sergi bitmeden, Aşk Sergisine uğrarsanız belki de kendinize ait bir yol bulup eserlerde yolculuğunuzun ve aşkın cevabını bulursunuz. 19 Şubat tam da Sevgililer Günü haftası yolunuz mutlaka Aşk’a düşsün.

ertugrul-ates

8- Bir de Oryantalist Dönemi resimlerinde ki kadınlar bana aşkı hatırlatır. Sanki ayrı bir büyüsü vardır o resimlerin. Şimdi yolculuk nereye dediğinizi duyar gibiyim. Antik Palace’da açılmış olan, doğu insanlarının, dinlerinin, dillerinin ve tarihlerinin incelenmesi anlamında kullanılan ‘Oryantalizm’ sergisine tabi ki. Bu serginin çok önemli bir özelliği de Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinin en değerli oryantalist tablolarını toplumla paylaşıyor olmaları. En sevdiğim sergi çeşidinden biri de koleksiyonerlerin sergisidir. Çünkü o eserleri sadece onlar ve yakınları görebilirken bir galeride çok daha fazla kitleye ulaşmış olması, gün ışığına çıkması sanat adına yapılan güzel bir eylemdir. İşte ‘Oryantalizm’ sergisinde de birçok koleksiyonerin bir araya getirilerek bir dönem resimlerinin toplum ile buluşturulmasını sağlayan aileye Nurcan ve Turgay Artam’a ve paylaşmayı kabul eden koleksiyonerlere sanatseverler adına teşekkür etmek gerekir. Bir daha kolay kolay bir araya gelmesi mümkün olmayacağını düşündüğüm bu sergi mutlaka görülmeli. 15 Şubat son günü ve yine bakın Sevgililer Günü haftası en iyisi sevgilinizi, yoksa da çocuğunuzu, arkadaşınızı kolunuza takıp gidin…

Edwin Long
Edwin Long

9- Bir dönemden başka bir döneme geçmek istedim ve Pera Müzesi, kuruluşunun 10. yılında Türk sanatının modernleşme süreci içinde nü resmin gelişimini anlatan “Üryan, Çıplak, Nü” sergisinde buldum kendimi. Sergi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte manzara ve natürmort ağırlıklı resimsel üretimin genişleyerek sanat tarihinin temel türlerinden biri olan nü’nün resimsel bir konu ve biçim olarak ortaya çıkışını irdeleyip Nü resmin, Türkiye’nin modernleşme sürecinin sanata yansıyan yönünün simgesel unsurlardan biri olduğunu da gündeme getiriyor. Küratörlüğünü Ahu Antmen’in yaptığı sergide, farklı dönemlerden 44 sanatçının, akademik etüdlerinin de dâhil olduğu 150’ye yakın eseri yer alıyor. Çıplaklık konusunun, gelenekselden moderne çeşitli dönüşümleri kapsayan tarihsel ve toplumsal süreçler kadar, bireysel hassasiyetleri de içeren oldukça karmaşık bir olgu olarak karşımıza çıktığına dikkat çeken Ahu Antmen “Bu sergi ile nü resmin Türk sanatındaki gelişim evresini ele alırken, bir yandan da ülkemizde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte sanatçı kimliğinin oluşumunu, kültürel olarak mahremle özdeşleştirilmiş kadın bedenine yönelik cinsellikten arınmış sanatsal bir algı geliştirmenin güçlüklerini, modern kimlik algısında sanat ve nü resim arasında kurulan bağlantıları resimlere bakarak düşünmeyi, düşündürmeyi amaçladık” diyor. Eğer bu sergiye gitmediyseniz son günü 7 Şubat yetişmenizi tavsiye ederim.

uryan

10- Bakalım mı Arter’de bu ay kim varmış. Bosnalı sanatçı Šejla Kamerić’in Türkiye’de gerçekleşen ilk kişisel sergisi olan “Bim Bam Bom Çarpınca Kalp”, sanatseverler ile buluşmuş. Sergi Bosnalı sanatçının işlerinden kapsamlı bir seçki sunuyor. Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün yaptığı sergide video, fotoğraf, yerleştirme ve heykel gibi çeşitli mecralardaki işlerin yanı sıra, sanatçının bu sergi için ürettiği üç yeni yapıtı da gösteriliyor. Sanatçı yaşadığı deneyimlerden, anılarından ve hayellerinden yola çıkarak işlerini şekillendiriyor ve zor zamanlarda hayatın inceliklerinin bir kenara itilemeyeceğinin mesajını veriyor. İnsanın direnme gücünü vurguluyor. Serginin bir punk-rock şarkısının sözlerinden alınan başlığı, hayata ve aşka dair ortak bir çelişkiyi akla getiriyor: Nedensiz bir tasasızlık hali ile kaybetme korkusunun sürekli bir arada varoluşu.. O ‘Bosna’lı kız’ı görmek, o anılara şahit olmak isteyenlere, 28 Şubat’a kadar zamanınız var.

bim-bam-bom

Yeni yılın ilk aylarında benim en beğendiğim sergiler bunlar oldu. Siz de en beğendiğiniz 10 sergiyi liste yapıp mesaj atabilirsiniz.

Sanatsız kalmayın sanatla aydınlanın…

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*