Ayşegül Dinçkök Fotoğraf Sergisi ”Derin Tutku Air”

MSGSÜ Tophane-I Amire Kültür Sanat Sanat Merkezi Tek Kubbe Binası’nda

Tutkuları ile yaşayan insanları seviyorum. Bu öyle bir tutku olmalı ki hem kişiyi hem de çevresini mutlu etmeli, faydalı olmalı, yaptığı işten zevk almalı ve aşk ile dört elle sarılarak yapmalı . İşte Ayşegül Dinçkök’ün de dört elle sarıldığı derin bir tutkusu var . Yıllardır bu tutkunun peşinden derinliklere doğru gidiyor meyvelerinide açtığı sergiler ile alıyor. Hem kendisi çok sevdiği bir işi yaparken, bir sosyal sorumluluk projelerine imza atarak başkalarına da fayda sağlamış oluyor.

“Mercan Üçgeni” denilen eşsiz sualtı dünyasını bu kez soyut bir gözle yorumlayan Dinçkök, bu sergisinde tüm insanları bakmaya değil görmeye ve farkında olmaya davet ediyor. Ayrıca sergisinde Refik Anadol’un da videoart çalışmasının yeralması da salona büyüleyici bir etki katmış.

Ayşegül Dinçkök ( Solda ) - Yasemin Semercioğlu
Ayşegül Dinçkök  – Yasemin Semercioğlu
Fotoğraf Emre Mollaoğlu

Sizleri daha fazla bekletmeden Ayşegül Dinçkök ile yaptığım röportajla başbaşa bırakıyorum.

Yasemin Semercioğlu : ‘Derin Tutku’ serginizin adı aynı zamanda bir proje, bir ekip, bir aile gibi benim gözümde… ‘Derin Tutku’ hayatınızda size ne ifade ediyor?

Ayşegül Diçkök: ‘Derin Tutku’ adı üzerinde benim tutkumun ne kadar derinlerde ve büyük olduğunu gösteriyor. Derin Tutku’nun isim anası küçük kızım Mutlu , Derin Tutku’nun bir marka olması için çok çalışıyoruz, bu çalışma yaklaşık 4 yılımızı aldı. Ekibimiz artık bir aile oldu , hem kitap hem sergi eş zamanlı olunca saatler,günler, haftalar aylar süren calışmada sağolsun tüm ekip bana inanılmaz destek oldu. Arkadaşlıktan öte ofisini tüm kendi ekibini bu süreçte benimle paylaşan Melek Manisalı ve Mehmet Turgut olmasydı hiçbir şeyi başaramazdım. Serena, Fethi, Çağdaş, Sanem, Deniz, Salih, Ayşin , Burak, Zeynep hepsi canla başla çalıştılar ve bu güne geldik şükür.

Y.S. : Yüzme tutkusunun aileden geldiğini biliyorum. Milli yüzücü olduğunuz dönemlerden bahseder misiniz biraz? Ailenizin özellikle, babanızın desteği oldu mu?

A.D. : Doğma büyüme Bebek’li olmam ve babamın Galatasaraylı olması tabiki yüzücü olmamda en büyük etkenler. Babam Galatasaray Adası’nda yüzme okulunu kurmuştu. Yüzme okulundan sonra kendimi yüzmede ispat edip önce GS. Yüzme Takımına sonrada Milli Takıma seçildim. On yıl milli takımda kurbağlama yüzdüm ve yüzmeyi bıraktığımda 100 ve 200 metre rekorları hala benimdi.

Y.S. : Denizin yüzeyinden derinliklere geçişiniz nasıl, ne zaman oldu?

A.D. : Yedi yıl önce Panama tarafında San Blas Takım Adalarına düştü yolumuz. Yanımdaki arkadaşlarla maske ve snorkelle suyun dibinden üstünü görmeye vaktim olmadı diyebilirim. O zaman karar verdim ki benim artık dalış sporuna gerçek anlamda eğilmemin zamanının geldiğini. Kaş Sun Divingde ilk brovemi aldım sonra Bodrum’da ikinci aşama olan broveyi de Erman Divingde çeşitli sınavları geçerek aldım sonra da hiç ara vermeden yüzlerce dalış yaptım.

Derin-Tutku-Air-4

Y.S. : Dalış bir çok insanın hobi olarak yaptığı bir iş. Sizde bunun dışında fotoğraf da devreye giriyor. Fotoğrafçılıkla geçmişte ilginiz var mıydı? Nerelerde çekim yaptınız?

A.D. : Lise yıllarından beri fotoğraf çekiyorum. Çesitli dergilere yazılar yazdığım dönemlerde de yazdığım konuya göre fotoğrafları ben çekerdim. Fakat sualtında fotoğraf çekmek kara fotoğrafçılıgı gibi değil. Oldukça meşakkatli bir iş. Bir kere housing dediğimiz kameranin su geçirmemesi için içine yerleştirilen şey ve ışıklar çok ağır, karada 15 kg çeker tabi ki sualtında hafifliyor ama yinede hem bu ağır kamerayla hareket etmek hem fotosunu cekeceğim canlıya odaklanmak oldukça güç. Kara fotoğrafçılığından iyi bir gözüm olduğunu soyliyebilirim, bu da odaklanmama ve zaman kazanmama yardım ediyor.

Akdenizin neredeyse her yerinde, Turks and Caicos Adası’nda, Karaibler’de ve en çokta Hint Okyanusu’nda dalışlar yapıp fotoğraflar çektim.

Y.S. : Derinliklerde nasıl bir dünya var? Daldığınızda ki hisleriniz neler? Dış dünyadan her şeyi unutuyor musunuz? Yoksa derdinizle tasanızla mı birlikte dalıyorsunuz?

A.D. : Dalmak benim için meditasyon. Dalabilmem icin herşeyden önce sağlıklı olmam gerekiyor. Yani en basitinden, burnum kulağım tıkalı olmamalı. O yüzden dalışa ilk başladığımda sekiz metrelerde bir durur tanrıya şükrederim, önce sağlığım sonra da bana bu güzellikleri yaşattığı için. Orası gerçekten büyülü, ben hep anlatıyorum, fotoğraflar filmler gösterip paylaşıyorum ama ikna edip daldırdığım dostlarım sonradan benimle aynı hisleri yaşıyor paylaşıyorlar. Orada sadece siz varsınız, kendi nefes sesiniz ve çok değişik renkli bir dünya var. Aşağı dalarken sıkıntıları yukarda bırakmazsanız sualtının güzelliklerini yeteri kadar yaşayamazsınız.

Y.S. : Bir önceki serginizde Sosyal Sorumluluk Projesine imza atmış elde edilen geliri Sualtı Araştırma Derneğine, Dul Balıkçı Kadınlara bağışlamıştınız. Bu sergide de böyle bir girişim var mı?

A.D. : Kurucularından olduğum Akdeniz Koruma Derneği’nin çok güzel bir projesi var. Birlikte dalış yaptığım başkanımız Zafer Kızılkaya’nın ödüllü bir projesi bu, Deniz Korucuları Projesi, bu projede Gökova’da bazı seçilmiş bölgeler bir yıl balıkçılığa kapatılıyor, avlanma yasaklanıyor, bir yıl sonra balık miktarı 7 kat artıyor ve balıkçıların geliri de % 58 civarında artış gösteriyor. Bu projeye çok inanıyorum, biz bu korumayi yapmazsak, yanlış ve kaçak avlanma yüzünden denizlerimizde ne seyredecek ne de yenecek balık kalacak, çok yazık. Sergiyle eş zamanlı yaptığım kitabımın satışı olduğu gibi deniz korucuları projesine destek oluyor.

Y.S. : Aslında yapılan bu yardımı bu girişimlere gerek kalmadan da yapabilecek güce sahipsiniz. Acaba burada başka bir güç mü devreye giriyor? (Ayakları üzerinde duran kadın, emek veren..)

A.D. : Emeksiz bir şeyin karşılığı aynımıdır sizce? Evet belki ben bu kitaptan elde edilecek gelir kadar bir desteği sağlıyabilirim derneğe, peki ama farkındalık nasıl olacak. Benim ki göle maya çalmak. İnsanlara burunlarının dibinde olan , oluşan tehlikelere dikkat çekmek için. Buradaki maddi kazanç bence ikinci planda kalıyor.

Y.S. : Evet emeksiz yapıldığında kolaya kaçış olacaktır. Kolayı seçmeden bir kadın olarak aktif bir şekilde çalışmak çabalamak farkındalığı artıracaktır eminim .Dileğimiz o göldeki mayanın tutması…Tekrar dalışa dönecek olursak; gece dalışı da yapıyor musunuz?Korktuğunuz ya da terslik yaşadığınız bir an oldu mu hiç?

A.D. : Gece dalışı yapıyorum ve çok ta keyif alıyorum. Korksam yapamam . Bazı bölgelerde akıntı çok olur, bunuda rehberimiz önceden bize söyler, ona göre dikkatli ineriz, birbirimizi gözden kaçırmamaya gayret ederiz, akıntı çok fazlaysa kancalarla kayalara tutunuruz, ama karanlıktan dolayı bir sıkıntı yaşamadım Allaha şükür hiç. Hatta ilk sergimin çoğu karesi gece dalışlarındandır.

yasemin-semercioglu-emremollaoglu_071087
Yasemin Semercioğlu
Fotoğraf Emre Mollaoğlu

Y.S. : Normalde gördüğümüz su altı fotoğraflarının dışında farklı bakış açısı görüyoruz. Bana Alice Harikalar Diyarını hatırlattı Alice bu sefer derinliklere dalmış küçülerek. Kendimi küçücük hissettim fotoğrafların karşısında…

A.D. : Ben de tam bunu vurgulamak istedim. Makro objektifle çektiğim karelerdeki canlılar aslında miniminnacık . Ama onları böyle görmek ve göstermek istediğim için devleştirdim. Bakmak değil görmeyi öğrenmemiz lazım tezini savunuyorum aslında bu minicik ama dev varlıklarla.

Y.S. : En çok etkisinde kaldığınız bir dalış anınızı paylaşır mısınız bizimle?

A.D. : Sanırım son Raja Ampat Mercan üçgenine yaptığımız yolculukta , kaldığımız kampın yakınında geceleri mandarin balıklarını görmek enteresan ve hoş bir anım. Mandarin balıkları tam gün batarken eş aramaya başlıyorlar ve gün battığında karanlıkta havada çiftleşiyorlar. Balıkları görsellemek için olayı iyi bilmeniz ve takipçi olmanız gerekiyor. Ben de Zafer’in yardımıyla mandarin balıklarını gözlemledim ve bu muhteşem renklerde ki balıkların karelerini almayı başardım. Böyle araştırmalı ve sonucu güzel dalışları seviyorum.

Derin-Tutku-Air-5

Y.S. : ‘Korkma’ isimli bir öykü kitabınız vardı, Fotoğrafın yanında yazılarda devam ediyor mu?

A.D. : Şimdilik bir kitap çalışmam yok ama yazmak hep devam ediyor. Kendi kendime sözüm var elbet oturup yeni bir şey çıkaracağım.
Dergilerde makaleler yazmak vs. yazma isteğimi doyurmasa da kalemimi köreltmiyor en azından diye düşünüyorum.

Çok güzel bir sohbet gerçekleştirip Ayşegül Hanım’ı farklı yönleriyle de tanımış olduk. Sizlere de ilham kaynağı olduysa ne mutlu. Hayatınızda kalbinizden geçen bir tutkuya sımsıkı sarılmanız dileğiyle…

Ayşegül Dinçkök’ün Endonezya’nın Batı Papua bölgesindeki Raja Ampat ve güney Sulawesi bölgesinde çekmiş olduğu sualtı fotoğraflarından oluşan ikinci sergisi ‘Derin Tutku Air’ MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi Tek Kubbe Binası’nda 31 Aralık tarihine kadar devam edecek.

Sanat tutkusu ile kalın …

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*