EGENİN PARLAYAN YILDIZI ÇEŞME’DE ALAÇATI ALAVELA EVLERİ

Alavela Evleri Ege’nin parlayan yıldızı Çeşme Alaçatı’da yer alan yimibeş yıllık köklü geçmişi olan iki şirketin, Sevye inşaat ve MK mimarlığın, doğa ve insanı merkez alan çağdaş ve modern tasarım anlayışıyla kullanıcıların gereksinimlerini ön planda tutarak optimum çözümler sunduğu oldukça şık bir proje.

Sevye inşaat şirketinden iç mimar Gürcan Sevin, görüşmemizde, öncelikli olarak ülkenin mimari silüetine katkı sağlayan çağdaş ve modern projeler yapmaya çalıştıklarını, tüm projelerinde ticari kaygıların ön plana çıkmasına izin vermediklerini dile getiriyor. Bizim de gözümüze çarpan ve ülkemizdeki mimariye katkı sağladığını düşündüğümüz bu projeyi daha iyi tanıyabilmek için mimarı Metin Kozlu ile bir röportaj hazırladık.

Gizem Büyüktürkoğlu: Sayın Metin Kozlu bizlere mimarlık anlayışınızı kısaca özetler misiniz? Projelerinizi şekillendirirken her daim geçerli olan unsurlar nelerdir ve bunları gerçekleştirirken bir mimar olarak ülkemizde karşılaşılan zorluklara değinebilir misiniz?

Metin Kozlu: Benim için mimarlık kendimi anlatmanın bir yolu. Mimarlık hayatım çok küçük yaşlarda babamla birlikte inşaatlara gidip gelirken başladı. Hep ilgimi çekmiştir. Mimarlık, insanlar için mekan üretir, bu nedenle projelerimiz insan odaklı ilerler. Aynı zamanda uyguladığımız projeler, kullandığımız topoğrafya ve diğer kültürel etkilere açık, uygulandığı cografyaya ait projeler olmalıdır. Projelerimizi uygularken bazı zorluklarla karşılaşıyoruz ve bunlar genellikle idari safhalarda oluyor. Hayal edilen ve üretilen tasarımlara prosedürler engel olabiliyor.

G. B. : Gelişen teknoloji ve malzemelerle beraber mimarlık algısı geçmişe göre sizce nasıl değişti? Önümüzdeki dönemlerde mimarlık nasıl bir değişim gösterecek?

metin-kozlu
Metin Kozlu

M. K. : İnsan gelişen bir varlıktır ve birçok kavram gibi mimaride de gelişmeler oluyor. Gerek yeni teknolojiler gerekse yeni malzemeler bunların birer kanıtı. Yeni sistemler ve malzemeler birer amaç iken, tek ve evrensel olan ise insan ihtiyacına uygun mekanlar yaratmaktır. Bunu yaparken gelişen teknoloji ve malzemeler elbette takip edilmeli ama kullanım aşamasında bir süzgeçten geçirilmelidir, çünkü her yeni olan iyi olacak diye birşey yok. Geleneksel yapım sistemlerimiz ve mekan algılarımızla daha birçok yapı uygulaması bulunmaktadır. Safranbolu evleri ve geleneksel Alaçatı evleri bunlara birer örnektir. Sonuç olarak eski mekan algılarımızı ve gelişen teknolojik elementleri kombin ederek daha sağlıklı yeni ürünler ortaya koyup mimarlığı geliştirebiliriz.

G. B. : Alaçatı Alavela evlerinde genellikle Avrupalı mimari projelerde alışkın olduğumuz bir açık iç mekan anlayışı görüyoruz. Türkiye ‘de çok farklı konut projelerine imza atılıyor. Alışkanlıklarla birlikte konut ihtiyaçları da değişiyor mu? Sizin öngörüleriniz nelerdir?

M. K. : Aslında artık yerel ve dünya ölçeğinde mimarlık ayrımı çok kalmadı. İnsanlar artık çok kolay seyahatler edip farklı kültürleri tanıyor ve gittikleri yerlerden ev kiralayıp yada satın alabiliyorlar. Bu da bize mimarlığın yerel değil dünya ölçeğinde olması gerektiğini hatırlatıyor. Biz de projelerimizi bu farkındalıkla yapıyoruz. Tabii ki kültürler arasında farklılaşmalar var, bu kesin bir yargı, fakat insan için temel ihtiyaçlar aynı. Biz de projelerimizi insan ekseninde tasarlamaya özen gösteriyoruz.

Alaçatı Alavela Evleri
Alaçatı Alavela Evleri
Alaçatı Alavela Evleri
Alaçatı Alavela Evleri

G. B. : Sizce mimaride inovasyon nedir? Tasarım ve uygulama açısından mimari projelerdeki inovasyonu değerlendirir misiniz?

M. K. :Gelişen teknoloji ile mimari projelerin sanal ortamda yaratılmaları proje üretimindeki hız ve detay hakimiyetini artırmıştır. Teknolojik gelişmeler malzeme ve yapım sistemlerinde de olmuştur. Bu da çağımız mimarlarının zamana uygun donanıma sahip olamalarını ve çok fazla araştırma yaparak projelerini oluşturmalarını gerektirmektedir.

G. B. : Kentsel dönüşüm dünyanın her yerinde farklı proje ve yaklaşımlarla uygulanıyor. Son yıllarda hızla artan bu kentsel dönüşüm projeleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

M. K. : Şu anki kentsel dönüşüm biraz farklı algılanmaya başladı artık. Bana göre kentsel dönüşüm zamanın yaşam koşullarına yanıt veremeyen bir çevrenin çok dikkatli ve özenle incelenerek yenilenmesi demektir. Ve bu yenileme kesinlikle; çevreyle ilişkili, doku, ölçek, mekan hafızasına saygı gösterecek bir yenileme olmalıdır. Eski bir binayı yıkıp yenisini yapmak kentsel dönüşüm değildir.

G. B. : Türkiye ne yazık ki 1950’lerden beri plansız siyasi erklere göre hareket ederek başıboş bir gelişim gösteriyor kentleşme konusunda. Geçmişte organik ve bir ekosistem içinde gelişen kentler; göç,çarpık endüstrilere ve birçok etkenle birlikte gelişigüzel gelişiyor. Siz cesur projelere imza atan bir mimar olarak Türk inşaat sektörünü siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

M. K. : Türkiye’de 1950’lerden bu yana bölgeler ve şehirler arasında çok fazla göç olan bir coğrafya. Ülkemiz içinde sosyal kültür ve mekan yaratma açısından çok fazla çeşitlilik var. İnsanların başka bölgelere göç etmeleri ve mekan yaratma anlayışlarını gittikleri yere götürmek istemeleri, ayrıca çoğu zaman bunun için bir mimara bile gerek duymadan kendileri yapmak istemeleri çarpık kentleşmeyi beraberinde getirmiştir. Günümüzde ise çarpık kentleşmeden farklı olarak bina üretiminde çarpıklılar ise ‘patronun’ yani işverenin mimari kararları etkileme çabası ve çoğu zaman etkilemesidir. Ne yazık ki, ekonomik ya da başka nedenlerle olsun sadece işverenin isteleri doğrultusunda mekan ve bina üreten mimarlar oldukça fazla. İşverenin istekleri elbette önemlidir ve dikkate alınması gerekir, fakat mekan üretmede mimar özgür olmalıdır. Bu durum gerçekleştiğinde Türkiye’de mimarlığın daha cesur ve daha nitelikli ürünler vereceğini düşünüyorum.

G. B. : Son olarak,başarılı mimar kimdir sizce ve genç mimar adaylarına başarılı bir kariyer için neler önerirsiniz?

M. K. :  Üniversitelerimizden mezun olan arkadaşlar tasarım yönünden iyi olsalarda, çoğu zaman uygulama yönünde çok zayıflar. Uygulama aşaması mimarlığın büyük bir bölümünü kapsar. Benim tavsiyem henüz okul yıllarındayken okul dışında da kendilerini geliştirmeye başlamaları. Sadece okul tasarımları ve teorik derslerle sınırlı kalmayıp, yeni sistemeler, malzemeler ve bunların uygulanışları vb. birçok alanda kendilerini geliştirmelidirler. Devamlı üretmeli ve çok çabuk hız kesmemelidirler. Çünkü mimarlık çok uzun soluklu bir iştir.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*