Gülten İmamoğlu Röportajı ; AOGİ-İki Yürek İki Dokunuş / AOGI – Two Hearts Two Touches

İki kadın sanatçı Gülten İmamoğlu ve Arzum Onan’ın eserlerinden oluşan  “AOGİ – iki yürek iki dokunuş”  adlı sergi yine  iki kadın küratör Gizem Tatlıcı  ve Zerrin Ulusman’ın işbirliği ile Bodrum Casa Dell’ Arte’de  12 Ekim 2014 tarihine kadar sanatseverlerle buluşacak.

Sergide ziyaret ettiğimiz Gülten İmamoğlu ile yaptığımız keyifli söyleşiyi paylaşıyoruz sizlerle.

Yasemin Semercioğlu : Sanatı seçerken karar vermenizi tetikleyen, sizi etkileyen bir sanatçı ya da bir olay oldu mu?

Gülten İmamoğlu: Aslında her insanın içinde hayattaki rolüne dair kodlar daha anne karnında yükleniyor.  Siz rolünüze yaşadığınız koşullar ve olaylar neticesinde kavuşuyorsunuz. Akademik süreç beni kim olduğum ve ne yapmak istediğim doğrultusunda bilinçlendirip kararlı kıldı aslında. Geçmişe dönüp baktığımda Ortaokul döneminde yaptığım ilk yağlıboya tablo bana sanat kariyerimde bir dönüm noktası niteliğindeymiş.

Y.S: Aynı anda hem Akademisyen olmak ve hem de özgür ruhlu  bir ressam olmak  zordur. Sıralama yapmanız gerekirse önceliği neye verirdiniz?

G.İ : Akademisyenlik çok emek isteyen bir kariyer. Üniversiteyle birlikte 23 yıllık bir emeğin sonucunda profesörlük ünvanını aldım. Kariyerimin en başında sanatçı ruhumu tam manasıyla keşfettim ve akademik kariyerin sanat kariyerimi geliştirdiğini gördükçe kopmadım. Her ikisini de çok seviyorum ama kesinlikle özgür ruhlu ressamlık beni tanımlıyor.

Y.S:Eserlerinizde hakim olan tek bir konu mu var yoksa farklı temalar bir arada mı? Resimlerinizde renkleri kullanarak varoluş (doğum-yaşam-ölüm) döngüsünü ele alıyorsunuz. Bir eseri yaratırken sizi en çok motive eden hangi varoluş sorunu oluyor?

G.İ :Doğada her şey atom altı parçacıklardan oluşmakta.  Mikrokozmosdan makrokozmosa yani en büyük evrene kadar her şey sonsuz devinim ve titreşim halinde. İnsanın da evrenin bir yansıması ve tüm bunların toplamı olduğunu düşünüyorum. Eserlerimde en önemli unsur; bu titreşim ve hareketin sonsuzluğu… Bu sonsuz hareket doğal bir çoğalımla, metastrata ile varlığını hissettiriyor.

Tablolarımda bu titreşim ve devinimi yakalamak istiyorum. Renk de en önemli araçlardan biri.  Dikkat ederseniz eserlerimde tek bakış açısı ya da yön yok. Çünkü evrenin altı, üstü, sağı ya da solu yok. Aynı zamanda atom altı parçacıktan makrokosmosa kadar var olan devinim ve titreşim müthiş bir denge ve uyum içinde ve sert olmayan yumuşak geçişler ile yaşanıyor. Bu tablolarımdaki kompozisyonlar yumuşak ve birbiri içinde eriyen renk geçişleri ile verilmiş. Kompozisyonlarım çoğunluk ile beyaz ve siyah zemin üzerinde yaşam buluyor. “Beyaz; insan ışığa doğar. Siyah; insan ışıktan yok olur” . Beyaz; ışıkta varlığa gelmektir. Ölüm; ışıkta yok olmaktır. Sonsuzdan gelip sonsuza gitmektir diyebiliriz. Eserlerimin içeriğini ve ana varoluş sorunsalımı bu şekilde özetleyebilirim.

Y.S: Genelde resimleriniz büyük boyutlar. Kendinizi en rahat, özgür hissettiğiniz, eseri yaratırken en çok haz duyduğunuz malzeme ve boyutlar  hangisi? 

G.İ : Benim en önemli ve sevdiğim çalışmalarım büyük boyutlular diyebilirim. Kendimi de en iyi ifade edebildiğim ölçüler büyük boyutlar. Ortalama ölçü 3 metre civarı. Küçük boyutlarım bir metreden başlıyor. Bu ölçülerin altında resim yaparken içimdekileri tam dışa vuramadığımı hissediyorum. Bazen dev binaları doğayı, bitki örtüsü olmayan bozkır alanları boyayasım bile geliyor. Fiziki kapasitemin elverdiği ölçüde olabildiğince büyük resimler yapmak istiyorum. Tabi sadece resim değil üç hatta dört boyutlu işler de olacak. Bakalım belki yakın zamanda enteresan projeler yapar kendimi daha özgür ifade edebilirim.

Y.S:Tanıdığım Gülten İmamoğlu cıvıl cıvıl neşeli . Atölye’ye girdiğiniz andan itibaren nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz? Bize bu süreçten bahseder misiniz?

G.İ : Sevgili Yasemin ben tam bir hiperaktifim aslında… Beynim ve alt belleğim inanılmaz bir şekilde sürekli çalışıp biriktirdiklerini ancak resim yaparken dışa vurabiliyor. Üretim aşaması bir tür trans, kendinden geçme haline dönüşüyor.  Üreten her sanatçı bunu yaşıyordur . Sanatçılar çok duygusal insanlar. Dışarıdan bakıldığı zaman çok normal herkes gibi görünseler de iç âlemlerinde çok hassas, duyarlı, zihninde fırtınalar barındıran, dış dünyadaki olumsuz olaylardan en fazla etkilenen insanlardır diyebiliriz. Ancak beni akademik tarafım çok dengeliyor. Sadece sanatçı olsam belki daha farklı yaşayabilirdim. Onun için bu sürekli içe dönüklük aslında sanatçının doğasında olan bir şey, sanatçı kendi ile hesaplaştığı sürece hissettiklerini üretime dönüştürebilir. Ben kendi içine dönük, içinden beslenen bir sanatçıyım. Her eser insanın kendini yeniden keşfidir aslında.

Y.S: Resimlerinizde soyut renk anaforları içinde biçim ve figürleri seçiyoruz, hatta bazı resimlerde baktığımızda  üçboyutlu heykeller görür gibi oluyoruz.Bu bir seçim mi?

IMG_2169G.İ : Eserlerimde  hakim unsur katmanlar aslında. Bu katmanlar yaşama insana ve evrene dair gönderme yapıyor . Zamana, yaşamın evrelerine, insanın duygusal gelgitlerine…Ruha ulaşmak için bile pekçok katmandan geçmek gerekir. Atom altı parçacıkla aynı oranda devingen ve titreşim halinde olma kuralı, Öz için de geçerlidir. Kompozisyonlarımda küçük zerre detaylar bir araya gelerek gizli figür yapısını algılattıran bütüne dönüşmektedir.

Y.S : Biliyorum ki ailenize çok önem veriyor, kızlarının gelişiminde, eğitiminde  titizlikle duruyorsunuz. Sanatçı kişiliğinin yanında Gülten İmamoğlu nasıl bir annedir?

G.İ : Ben mesleğimi çok seviyorum, tekrar dünyaya gelsem yine sanatı seçerim. O nedenle onları da tamamen özgür bıraktım. Kızlarımı önce erdemleri olan iyi birer insan kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bireyler olsunlar istiyorum. Yollarının mutlaka sanatla çakışacağını düşünüyorum, çünkü onlar sürekli bu ortamın içinde yetiştiler. Sevgiyle büyüyen çocuklar olsunlar istedim. Şu anda her iki kızım da Amerika’da  eğitim alıyorlar.

Y.S: Kızlarınız resim yaparken fikir veriyorlar mı? Nasıl buluyorlar resimlerinizi, olumlu olumsuz eleştirileri var mı? Aileniz sizin için bir ilham kaynağı oluyor mu? Nelerden ilham alıyorsunuz?

G.İ : Kızlarım çok küçükken çok başarılı resimler yapıyordu onların eserleri bana ilham bile verebiliyordu.  Hatta çok da yetenekliler, belki bir gün sanatçı olurlar diye halen saklarım çalışmalarını. Şu anda benden çok uzaktalar ama çok sıkı takipçilerim. Bana dair çok doğru gözlemleri var. Ben de eleştirilerini dikkate alırım hep. Ben kendi içinden ve doğadan beslenen bir sanatçıyım. Ülkemizde bizi besleyecek çok örüntü var görebilirseniz.

 Y.S: Bu serginin hazırlıkları ne kadar zamandır sürüyor. Kaç yıllık çalışmalar ve kaç eser var?

G.İ : Bu sergi 2010 dan beri kendi özgün üslubum olan Organik Metastrata tekniğinde ürettiğim; Los Angeles, İstanbul ve Ankara’da sergilediğim eserlerin devamı niteliğinde aslında. Her seferinde yeni eserler eklenerek çoğalıyor.

Y.S: İstanbul’dan sonra Bodrum’da hem de buram buram sanat dolu olan, Sanat Oteli Casa Dell’arte’de  Arzum Onan  ile açtığınız ‘AOGİ- İki yürek iki dokunuş’ adlı sergi nasıl doğdu? Neden Casa Dell’arte’yi seçtiniz?

G.İ : 7 Ağustos 2014 de Arzum Onan ile gerçekleştirdiğimiz sergi aslında alanlarında enerjileri çok yüksek beş hanımın enerji buluşması diyebiliriz. O kadar çok güzel unsur bir araya geldi ki başta Casa Dell’arte’nin muazzam ortamı, beraberinde iki kadın küratörün sanatı yüceltme adına verdiği dayanışma ve emeklerini bıkmadan usanmadan daha çok izleyicisiyle paylaşma heyecanı içerisinde olan biz sanatçılar. Dünyanın sayılı sanat otellerinden biri olan Casa Dell Arte Otel; Bodrum’un da en seçkin ve nezih otellerinden biri. Yaz mevsimi benim biriktirme ve üretim dönemimdir genelde. Benim için de farklılık oldu.

Y.S: Resimlerinizi ilk defa Bodrum’da sergilemekten mutlu musunuz?

G.İ : Sanat kariyerimde dünyanın pek çok yerinde çok önemli sanat merkezlerinde eserlerimi sergileme şansım oldu. Ancak Bodrum da sergi açmayı çok arzulamama rağmen sergi takvimi açısından şu ana kadar hiç denk düşmemişti.  Genellikle yaz mevsimi benim için yeni eserleri üretme mevsimi olarak geçti, ya da yurtdışı sergilerime ağırlık verdiğim bir mevsimdi.  Bu sergiyle birlikte Bodrum’un nezih sanatseverlerine ulaştığım için çok mutluyum. Bunun için çok teşekkür ediyorum.

Y.S: Yeni sezonda İstanbul’da yeni projeler veya bu ortak serginin orada da açılması söz konusu mu? Sanat Fuarlarına katılma gibi bir düşünce var mı ?

G.İ : Şimdi Washington sergime çalışıyorum. Yepyeni sürprizler de olacak. Bekleyip görelim..

Y.S: Şimdiden tebrikler. Yeni sürprizleri merakla bekliyor olacağız.

Gülten İmamoğlu’na çok teşekkürler bu güzel sohbet için. Sanat dolu günler dilerim .

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*