Güven’e Dayalı Sergi İstanbul Corinne Art Gallery’de

GENİŞLEYEN GÜVEN ÇEMBERİ – Fırat ARAPOĞLU

Soyut Ekspresyonizmin önemli isimlerinden Jackson Pollock, 1939 yılında C. G. Jung ekolünden bir terapistin yönlendirmesiyle çizim yapmaya başlamıştır. Bu olay, onun sonraki yaşamını ve kariyerini fazlasıyla etkileyecek; sadece Pollock’ın zihnini dökmesini/boşaltmasını değil, aynı zamanda nükleer savaşın gölgesinde yaşayan modern insanlığın vahşiliğine karşı dayanmasının gücünü de verecektir. Peki, gelelim günümüze: Birazdan bahsedeceğim ve bundan çok daha farklı bir nedenle, Güven Kıraç’ın ilk kişisel sergisi ve ardından, bu ilk adımdan sonra ortaya çıkan “Güven’e Doğru” sergisinden bahsetmek istiyorum. Öyle ya, görsel sanatlar bu usta tiyatrocunun ve sinemacının kanına öyle işlemiş ki, sanırım bu alanda da “rahat” durmayacak.

Bu maceranın gelişmesinde en önemli figür kuşkusuz ressam/sanatçı – bence aynı zamanda bir filozof – Harun Antakyalı. Güven Kıraç’ın atölyesini ziyaretlerinden birisinde Antakyalı önüne boyayı ve boş tuvali koyar; “Boya der”. Bu resim yapmaya ve bireyin kendisini görsellik yoluyla ifade etmesini sağlamaya “davet” etmenin ilk aşamasıdır. Böylece Güven Kıraç’ın içindeki “resim tutkusunu” dışa vurmasının önü açılmış olmaktadır. Corinne Hotel bünyesindeki Corinne Art Galeri’de, tabiri caizse sanattan/sanatçıdan “yüz bulan” Kıraç, “portreler/yüzler” yapmaya başlamıştır. Filmografisinde onlarca yüze hayat veren Güven Kıraç, böylece farklı bir sanat alanı dahilinde kendisini ifade etme olanağını bulmuş ve bu deneyimi yaşamıştır. Şimdiyse farklı bir alanı, “görsel sanatları” deneyimleyerek, kendisini ifade etmektedir. Hem de ölümcül bir katılıkta, akademik donmuşluktaki “kompozisyon” algısına tıkılıp, kalmamış bir dostun yönlendirmesiyle.

Güven Kıraç hem sergi açmış olduğu “mekana” daha fazla dikkat çekmek ve aynı zamanda bu ilk adımla birlikte, “güvenmeye” dayalı bir grup sergisine davet geliştirdi. “Güven’e Doğru” sergisi böylece bir sözcük oyununu da içerisinde barındırıyor. Bir yanda Güven Kıraç’tan hareketle oluşturulan bir sergi, öte yanda onun “güvendiği” isimler ve onların güvendiği isimlerden oluşan ve güven’e dayalı bir sanatçı gruplaşması. Böylece Güven’in yarattığı bir çekim alanı, aynı zamanda bu grup içerisindeki “güven” olgusuna da dikkatleri çekmekte. Bir an hayal edin: Güven Kıraç’ın “güven” telkiniyle bir grubun, ona bağlanan grupların bir araya gelmesiyle kalabalıklaşan, gruplaşan ve dayanışma içerisine giren bir akımın başlamasını. Peki kimler, hangi tarz işleriyle yer alıyor bu “Güven Çemberinin” içinde?

Ferhat Özgür’ün desenlerden oluşan çalışması, Molise’ye (İtalya) yaptığı yolculuğun izlenimlerini yansıtmakta. Oldukça yoğun tempolu çalışan ve tabiri caizse gezgin olarak da isimlendirilebilecek Ferhat Özgür seyahatlerinde, ilgili yer’lerin toplumsal, siyasal ve kültürel koşullarının kendi üzerinde bıraktığı izlenimlerini yansıtmakta. “Mysteries” adlı dini içerikli, yıllık yürüyüş törenini betimleyen desenlere konu olan ise Corpus Domini adlı yürüyüş töreni. Diğer isimlerden Serkan Demir, daktilonun üzerine çeşitli nesneleri eklemleyerek, “bir yazarın dünyasının” çeşitli yanlarını görünür kılma arzusunda. Sanatçının amaçladığı bir yazarın düşünce ve üretim aşamalarında görünür olmayan olgularını ortaya koyabilmek. Erdal Duman ise altın kaplama ile değer kazandırdığı, ama aynı zamanda “anlamını sakladığı” “Tarak” isimli çalışmasında, görünür olduğu halde yıkıcılığı anlaşılamayan “makineli tüfek” imgesini, bir mücevherat gibi sunuyor.

Sergide yer alan tecrübeli isimlerden, tema ve teknik olarak sürekli devinim içinde olan Horasan, kadim zamanlardan günümüze sanatın hem özerk yapısı hem de kurumsal yapısını konulaştıran, kendisine has stilde çalışmasıyla sergide yer alırken; davetliler arasında yer alan ve sonraki kuşaktan Sabo, “B. Dosyası Tutukluları” çalışmasında, varolup, olmadığını bilmediğimiz bir zaman/mekanda otoriteye başkaldıran insanlar arasından tutuklanan birisinin, grafiti ve duvar yazılamalarıyla dolu bir duvara bakarkenki halini betimlemekte. Burak Ata ise, Gökova’da çektiği bir fotoğrafın farklı varyasyonlarını tuval üzerine yağlıboyayla gerçekleştirdiği serisinden iki adetini bu karma sergiyle paylaşmış.

Sergideki tecrübeli bir diğer isim Selçuk Fergökçe, yaşamın sadece siyasi alanda değil, birçok alanda en çürütücü olgularından birisi olan “vesayet” konusunu “aile” bağlamında ele alırken, Nezihe Ateş günlük yaşamın hayhuyu içerisinde sıklıkla görünmeyen her bir farklı dünyanın içeriğini, boya ve iplerle izleyicisine sunmakta. Güven Kıraç, bu figüratif gruba “art brut” kapsamında ele alınabilecek “yüz”leriyle eklemlenebilir. Hakan Selçuk Bacak, boyanın nesneyi dönüştürme gücünü görünür kıldığı resimleriyle bu gruba katılıyor. Bu şekilde bağlamında koparılan yüzeyler, bir tür “hazır-nesnelere” dönüşmektedir. Kent, insanlar, gündelik yaşamın rutin, monoton zaman/mekanlarını çalışmalarının konusu olarak seçen Hakan Gürsoytrak, bu kez o kendine has ifadeci üslubuyla, biyografisinin önemli bir parçası olan bir “köprüyü” betimliyor. Harun Antakyalı dağınık, spontane ve bir punk şarkısının biçimselliğinde ürettiği “beton resimlerinden” birisiyle, aynı Gürsoytrak gibi, bizi “kente” bakmaya davet ederken, son olarak Derya Ülker ise, zaman/mekan sorgulamasına dair diğer bir örnekle bizleri birey/toplum içerisinde anlam farklılıkları gösteren katmanları düşünmeye davet eden bir çalışma sunuyor.

Genişleyen bir güven çemberi bence bu. İşlerin bende bıraktığı genel izlenim “sonsuzluğa ulaşmak için, zamanı delip, geçmeye çalışan” yapıları oldu diyebilirim. İçinde bulunduğumuz çağda gerçek olmayanın, sanal olanın ve bir sonraki “gösterinin” talep edilmesinin varlığını görmekteyken, bu bitmeyen “gösteri”, izleyiciye özgürlük değil, yalnızlık vaat etmektedir. “Güven’e Dayalı Sergi” girişimi, seyirlik olmaktan hareket etmeyen, aksine oyun oynamaya davet eden bir yapıya sahip. İsimler elbette önemli ama; ismi değil, resmi önemseyen bir girişim. Sanatçıların yaratıcı değil, “alıcı” oldukları (davet almak/imgeleri alımlamak) yönelim bu. Bu özlenen, beklenen, olması gereken işbirliğidir. Ve resim yapmak, bir direniş ve umutlanmadır. Hele de böyle bir işbirliğiyle!

Küratör: Güven Kıraç
Sanatçılar: Burak Ata / Derya Ülker / Erdal Duman / Ferhat Özgür / Güven Kıraç / Hakan Gürsoytrak / Hakan Selçuk Bacak / Harun Antakyalı / Horasan / Nezihe Ateş / Sabo / Selçuk Fergökçe / Serkan Demir

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*