Köyün Etrafında Göl, Gölün İçinde Köy

Güzel dediğimiz birçok belde, coğrafya var ama bazıları var ki bulunduğu çevre için bir mücevherden, bir ziynet eşyasından farksız. Bunlardan kimi tek başına bir kıyı şeridi, kimi sadece bir ormanlık alan iken kimi de bir bütünlük arz ediyor, hem göl hem de yanı başındaki yerleşim yeriyle. Tıpkı Gölyazı köyüyle Uluabat Gölü gibi.

Bursa Nilüfer’e bağlı Gölyazı köyü, kıyısında kurulduğu Uluabat Gölü ile bulundukları coğrafyada yekvücut bir şekilde arz-ı endam ediyorlar. Uluabat Gölü kıyısındaki bir yarımada ve bu yarımadaya ince, uzun bir yolla bağlı yusyuvarlak bir ada üzerine kurulmuş Gölyazı köyü. Burada sadece göl veya tek başına köy değil ‘güzel’ olan. Hem göl hem de köy birbirini tanımlayan, birbirine güzellik katan bir mahiyetteler.

Bursa-İzmir karayolunun 35. kilometresindeki yol ayrımından 7 kilometrelik bir yolla ulaşılıyor Gölyazı’ya. Köyün tarihi M.Ö. 6. yüzyıla kadar uzanıyor. Roma çağında gelişen Gölyazı’da Bizans döneminde daha çok dinsel içerikli eserler yapılmış. Belde 1303’te Osman Gazi vesilesiyle Türklere açılmış. Hem köyde hem de göl üzerindeki Alyos ve Manastır adalarında Bizans döneminden kalma ören yerleri, tarihî kalıntılar bulunuyor. Bölgede yapım tarihi bilinmeyen tarihî bir cami ve hamam bulunuyor ayrıca.

Her sokağın göle çıktığı köy

Göl sularının çepeçevre sardığı ve bu sayede her sokağın göle çıktığı belde Türkler’le Rumlar’ın ortak tarihi yönüyle önemli özelliklere sahip. Eski bir Rum köyü olan ve Osmanlı Devleti döneminde Rumlar’ın çoğunlukta olduğu Gölyazı’da bugün 1924 mübadelesi ile Selanik’ten göçenler yaşıyor daha çok. Tarım, balıkçılık ve turizm köy halkının geçim kaynakları. Uluabat Gölü’nün tamamı sit alanı ilan edilmiş. Göl, yakınındaki ilçeye adını vermiş nilüfer çiçekleriyle biliniyor. Puslu bir havaya sahip gölün derinliği 2-4 metre arasında değişiyor. Tektonik bir çöküntü sonucu oluşmuş Uluabat Gölü 156 kilometrekare büyüklüğünde. Uluabat Gölü göçmen kuşlar için iyi bir beslenme ortamı. Yavrulama döneminde Manyas Gölü’nde konaklayan kuşlar bu göle de uğruyor balık için.

uluabat_display

Balıkçı kadınlar ağ atıyor, ağ çekiyor

Kurulduğu yerde müstakil veya az katlı, kiremit çatılı evleriyle göl için bir mücevher olan köyde yerleşimin büyük kısmı ada kısmında. Köy meydanındaki büyük ağaç ‘uluslararası anıt ağaç’ niteliğinde ve gövdesinde özsuyu aktığı için ‘ağlayan çınar’ adını almış. Çınarın “ağlamasının” köylülere göre birkaç hikâyesi var. Turna, sazan ve köylülerin “feki” dediği tür göldeki en bilinen balıklar. Uluabat’ın simgesi olan kerevit (tatlısu istakozu) halkın geçim kaynağıymış bir zamanlar. Bugün gölden çıkan kerevit miktarı geçmiştekine göre epey azalmış. Her sabah balık mezatı kuruluyor köyde. Gölde avlanan turna, yayın, sazan ve kerevitler mezatta çevre illerden, ilçelerden, köylerden gelenlere satılıyor. Balıkçılığın geçim kaynağı olduğu Gölyazı’da vaktinde eşleriyle birlikte balığa çıkmaya başlayan köyün kadınları bugün tek başlarına balığa çıkabiliyor kayıkla. Sadece balık avlamakla kalmıyor köy halkı.

Gölyazı’da ‘difana’ denilen balık ağı, sazan tutmada kullanılan ‘saka’, ıstakoz, kerevit tutmaya yarayan sepetler yapılıyor. Köyden bu malzemeleri alıp yutdışına ihraç edenler var.

Fotoğraf laboratuarı

İlkbaharda gölün su seviyesinin yükselerek bazı ağaçların su içinde kalması, göl sularında süzülen ördekler, çoğu zaman gölü kaplayan sisin sebep olduğu puslu hava, sandallarında avlanan balıkçı kadınlar, Arnavut kaldırımlı sokaklar ve günbatımı seyri köyde ziyaretçileri bekleyen güzelliklerden. Bu yönüyle fotoğraf sevdalılarına çok güzel, kartpostal ayarında kompozisyonlar sunan ‘fotoğraf laboratuarı’ denebilecek bir köy Gölyazı. Her mevsimde yakın şehirlerdeki amatör ve profesyonel fotoğrafçılar, fotoğraf kulüpleri köye fotosafari düzenliyor.

TOKİ Haber – ÖZEL HABER

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*