Röportaj: Genco Gülan “İsimsiz, 2014”

EKAV, yeni yılın ilk sergisine çağdaş sanatın önemli temsilcilerinden Genco Gülan’ın ‘İsimsiz, 2014’ adlı sergisiyle ev sahipliği yapıyor. Öyle bir sergi ki bu galerinin kapısından girdiğiniz andan itibaren sizi etkisi altına alıyor, büyülüyor. Görselliğin yanı sıra galeriyi saran çikolata kokusu ayrı bir merak uyandırıyor. Evet, doğru okudunuz çikolata kokusu! Aslında, her tür malzeme var bu sergide. Çikolatadan yapılmış heykelden resme, köpek balığından, çizimlerden mekâna özgü ve yeni medya yapıtlarına, bir QR kodunun yerde mozaik şeklinde oluşturarak bir şiir yazılmasına kadar, HERŞEY! Çok yönlü bir sanatçı olan Genco Gülan’ın eserleri birbirinden bağımsız olup, malzeme olarak aykırılıklarına rağmen eserlerin verdiği mesajlarla yine de bir bütünlük içerdiğini düşünüyorum. Sanatçı bağlantıları kurup bir hikâye oluşturmayı seyirciye bırakmış. Genco Gülan ile bir araya gelerek, bu fikir dolu sergisini kendisinden dinledik. Eminim herkes farklı bir ipucu bularak kendi hikayesini yazacaktır.

Genco Gülan & Yasemin Semercioğlu
Genco Gülan & Yasemin Semercioğlu

Yasemin Semercioğlu: ”İsimsiz” , 2014, başlığını taşıyan son serginizin bir retrospektifi andırdığını görüyoruz. Heykel, resim, çizim ve yeni medya yapıtlarının yer aldığı bu geniş kapsamdaki sergi ile seyirciden nasıl bir tepki bekliyorsunuz?

Genco Gülan: Günümüzde sergi başlıkları ve/ Bienal kavramları sanatçı yaratıcılığını ve izleyici algısını fazlası ile bağlıyorlar. Sergime ”İsimsiz” başlığını seçerken, önce kendimi sonra seyircilerimi, yapıtlar arası bağlamsal ilişkiler açısından özgür bırakmak istedim. ”İsimsiz”i aslında bir fikir sergisi olarak tanımlıyorum. Bu da beni mecra ves üslup açısından serbest bırakıyor. Sergi küçük bir retrospektife dönüşürken bir çok 2014 tarihli yeni parça ortaya çıktı. Örneğin ”çikolatalı heykeller”. Bunlar kokuları ile seyircinin başını döndürürken kavramsal ayak oyunları ile karınlarına sert birer yumruk atıyor.

Y.S: Sergi ile izleyicide nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz ?

G.G: Her yapıtımda amacım seyircinin; ”böyle bir şeyi hayatımızda daha önce hiç görmemiştim!” cümlesini kurdurtmasıdır. Önce şaşırtıp sonra düşündürterek, eşsiz ve benzersiz bir deneyim yaşatmasıdır. Senelerce unutulmayacak bir deneyim benim için sıkıcı bir tutarlılıktan çok daha önemli.

Dark Father
Dark Father

Y.S: Yapıtlarınızda tek bir ifade formunda kısıtlama yapmadan farklı mecralarla üretim yapıyorsunuz . Sizi buna iten sebepler nedir?

G.G: Fikri en doğru şekilde aktarabilmek için farklı yöntemler deniyorum. Mecra benim için amaç değil araç. Yine fikir çok önemli. Bunun en doğru şekilde iletilmesi, üretim süreci ve bunun gereçleri, yöntemi benim için ikincil öneme sahip.

Y.S: Ve sergide çok dikkat çekenler arasında çikolatadan yapılan İmparator heykelini anlatır mısınız? Ürkütücü görüntüsünün yanında galeriye yayılan çikolata kokusu ile de, bir şekilde insanı cezbedmesi ….

G.G: ”Çikolata imparator” bir Romalı imparator büstü. Romalılarda imparatorlar beyaz. Siyahlar ırk çoğunlukla köle konumunda. Fakat çikolata ile kaplandıktan sonra benim heykelim aslında ırk değiştiriyor. Beyaz imparator, tek gözü mavi olsa da ’çikolata renkli’ oluyor, yani kökeni değişiyor. Yapıt iktidat ve ırk ilişkisini tersine çeviriyor.

Y.S: Ya diğer çikolata heykeller?

G.G: Çikolata çağımızın tutkularını anlatmak açısından heykel için iyi bir son kat. İlk defa ”isimsiz”de ortaya çıktılar. Bazıları ’bitter’, diğerleri ’sütlü’ çikolata ile kaplılar. Parçaların ortak bir söylemleri yok. Tümünde ayrı bir hikaye gizli. Örneğin ”bitter” buram buram kakao kokusu ile hemen yüzünüzü güldürse de, ”şişmiş bir uçak can yeleği” aslında karanlık bir hikayeyi hatta hikayeleri anlatma durumunda: bir uçak kazasını ya da petrol platformu sızıntısını… Ortalık kötü kokmuyor ama belli ki istenmeyen bir şeyler olacak, olmuş…

Sütlü
Sütlü

Y.S: Eserleriniz kurgu, fikir ve mesaj ağırlıklı, buradan yola çıkarak yapıtları tek tek sormak isterim. Geleneksel resim üretimi yapılıp (ebru) onların dönüşmesi ve bir çok eserinizde gördüğümüz uçak figürü ile birleşmesi ne anlatıyor?

G.G: ”Sivri sinekler” serisi Ortadoğu’da insansız hava araçları (drone) ile işlenen suikastları gündeme taşımaya çalışıyor. Drone’larda kullanılan teknoloji ne kadar ileri olsa da yargılama yapılmadan insan hayatına kast edilmesi mide bulandırıyor.

Y.S: Bu esere bakarken aynı zamanda aynada kendimizi de görmemiz eserin verdiği mesaja bizi de dahil ediyor mu?

G.G: Seride geleneksel adı verilen el sanatları arasına yer alan ebru hiç de geleneksel olmayan bir şekilde icra edilmiş. Ebruların üzerleri lazer ile ve insansız hava aracı şeklinde kesilmiş. Alttan görünen aynada ise kendimizi görüp yüzleşmeniz bekleniyor.

Y.S: Yine Geleneksel Türk Sanatı motiflerini gördüğümüz resimleriniz Labirent’e dönüşmüş. Motifin parçalanması, her başlangıcın bir sonu olmasını veya o giriş ve çıkış yol boyunca nelere dönüşeceği mi anlatılıyor?

G.G: Labirente dönüşen Selçuklu süslemeleri aslında kapalı formların açık hale getirilmesi bir şekilde. Yapı bozum figürlere yeni bir şekil kazandırarak sanatçının imzasına dönüşüyorlar.

Labirent
Labirent

Y.S: ’Geleceğin Arkeolojisi’ serisindeki heykellerinizden bahseder misiniz?

”Geleceğin Arkeolojisi” antik dönem heykelciliğini yorumladığım bir seri. Anadolu topraklarından çıkmış ve Arkeoloji müzelerimizde sergilenen parçaları yeniden yorumluyorum.

Sergide bu seriden 2013 tarihli önemli üç parça yer alıyor. Birincisi ”Bayan Zeus”. Heykel bir Zeus kafasına ve Diana vücuduna sahip bir ’kadın adam’. Ata erkil toplumu eleştiren bir parça. Çok sevdiğim bir iş.

1-sporcu

İkinci parça ”Of”. Roma imparatoru olan Markus Oreliusun kesik kafasını bir çift robot el tutuyor. Aslında bu heykeldeki robot kolları çalışır halde sergilemek istiyordum. Boğaziçi Üniversitesi Yapay Zeka labratuarı ile bir süredir paralel çalışmalar yürütüyoruz. Fakat sergiye yetişemedik. Bir sonraki sergide yer alan robot kollar çalışacak.

of-web

Son parça ise serginin gizli yıldızı ”Dark Father aslında bir Romalıydı” (2013). Yıldız Savaşlarının kötü kahramanı Dart Vader bu parça için Romalı imparator kostümü giyiyor. Popüler kültürün çağımızdaki koşulsuz egemenliğinin altını çiziyor ”Çarmıha gerilmiş çikolata kaplı Batman” ile beraber.

Y.S: Ya ’Surname’, o da bir heykel serisi fakat diğerlerinden çok farklı?

G.G:Evet. Surname 16 ve 18 yy. Osmanlı saray şenliklerini anlatan ve yine aynı adla (Surname) yayınlanmış kitaplardaki minyatürleri yorumladığım bir heykel serisi.
Bu kitaplar gösteriyor ve ben de altını çiziyorum ki 16 ve 18yy’larda Osmanlıda bu gün heykel ismini verebileceğimiz 3 boyutlu objeler üretiliyor ve sergileniyormuş. Batı Avrupa’dan farklı olarak o dönemdeki düğünlerde yer alan objeler hareketli olarak (mobil) sergilenirmiş.
Ben de minyatürleri yeniden yorunlarken öncelikle mobil heykeller ürettim ve bunlar Duisburg’daki Accente Festivalinde yine mobil olarak sergilendiler.

Aynı bir minyatür şablonuna dönüşerek büyütüldüler yatay ve detaysız, Kara Walker’ın cut outları gibi…

Y.S: Ya Senfoni? O nereden çıktı?

G.G:Bir nota yazarı değilim fakat daha önce farklı projeler için bir uzun ve biri kısa iki ayrı parça yazmıştım. Müziğe yaklaşımım da görsel açıdan, notalar benim için ses değil öncelikle leke.

”İçinde sol notası bulunmayan senfoni”yi oluştururken politik bir mecazın altını çizmeye çalışıyordum. Çaykovski’nin 4. Senfonisinin (1877-1878) içindeki bütün duyulan ’sol’ seslerini Murat Cem Orhan ile beraber bir yazılım kullanarak sildik. Buradaki mecaz isim benzerliğinden çıkıyor: ’sol’ notası ile politik görüş olarak ’sol’un benzerliği. Bu yolla aslında Türkiye ve Dünya politikasında günümüzde yaşanan sağ ve sol görüşler arasındaki dengesizliğin altını çizmek istedim. Dengesizlik taraflardan birinin lehine bozulsa da bu durum çok göze batmıyabiliyor. Fakat senfoni bir ses eksik çalınıyor…

Y.S: Mürekkep balığının mürekebini kullanmak ve köpek balığı da çok etkileyici çalışmalar. Köpek balığı ilk görüşte bana Damien Hirst’ü anımsattı. Bir gönderme var mı ?

G.G:İnsanın kökeninin maymundan değil balıktan geldiğine inanıyorum. Bu nedenle deniz de, deniz canlıları da benim için çok önemli. Yine diğer önemsediğim konu malzeme kullanımı ve malzemenin kavrama olan katkısı. Medusa’yı bir kafadan bacaklı olarak kurgularken kalamar mürekkebi kullanmak anlamı biricikleştiriyor kanımca…

”Sistemdeki Küçük bir aksaklıkta” isimli işin içinde gerçekten küçük bir köpek balığı var. Yerli bir balık, cam göz, muhtemelen marmara denizinden yakalanmış. Bunun aksine Damien Hirst büyük, görkemli ve ithal balık kullanarak çalışıyor, muhtemelen Hint okyanusundan… Benim anlatmaya çalıştığım hikaye farklı, küçük ve yere. Bir şekilde sisteme kaçmış bir virüs filtreyi tıkamış. Sistem arıza veriyor.

Yapıt Damien Hirst’e gönderme içermiyor. Heykelde köpek balığı kullanmak onun tekelinde değil. Tabi ayrışmak ve ayrışabilmek çok önemli ve zor…

Y.S: Türkiye’de sanat yapmak için ne gerekiyor? Özellikle de çağdaş sanat, disiplinler arası çalışmalarda?

G.G:Türkiye’de sanat yapmak ilk başta büyük cesaret gerektiriyor. Özgür bir ülkede değiliz, gerçekleri yazan bir çok gazeteci içerde. Sansür, baskı gittikçe artmakta. Sanatçıları hükümet şimdilik kaale almıyor –biraz da sanattan anlamadıklarından- ama nereye kadar?

Sanat için öncelikle zeka, özellikle de pratik zeka gerekiyor. Üretim süreçleri, yaşam koşulları, ilişkiler bizim gibi gelişmekte adı verilen ülkelerde çok daha karmaşık ve zor. İşimiz sürekli küçük mucizelere kalıyor ve bu mucizeleri çekecek büyük paratonerler inşa etmemiz bekleniyor. Her yere…

Sanatçıların sihirbaz olmadıklarını bilinse de onlardan yine sihirli şeyler isteniyor. Bu dünyanın her yerinde böyle. Çağdaş sanat üretmek, disiplinler arası çalışmak kimi yerde avantaj bile sağlıyor. Bazen gerçekten işleri kolaylaştırıyor. Fakat buna karşı bir çok durumda anlaşılma ihtimalini düşürüp üretimi ve iletişimi zorlaştırabiliyor. Şikayet etmeyeceğim hepsi kendi tercihim.

Ve son olarak, sanat yapmak için iyi seyirci gerekiyor. Yaptığınızı anlıyacak, yorumlayacak, takdir edecek. Evet, bazen yuhalayacak ama bazen de alkışlıyacak. Ama evet seyirci şart. İlla ki seyirci… En az bir tane iyi seyirci… Zira seyirci olmadan Sanat yalan… Anlam paylaşınca var oluyor.

Genco Gülan’a çok teşekkür ediyoruz. Kendi şahsım adına kesinlikle katılıyorum seyircisiz sanat olmaz! Dolayısıyla, sergiyi seyretmeniz için son günün 1 Mart 2014 olduğunu hatırlatmak isterim. Eminim siz de kimsenin görmediği bir noktadan bakıp farklı bir hikaye yazacaksınız bu sergide .

Sanatla Kalın …

Sanatçı Hakkında Kısa Bilgi;
Genco Gülan 1969 yılında İstanbul’da doğmuş, Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Sanat okumuş, “yeni medya” alanındaki yüksek lisans derecesini New York’ta New School Üniversitesi’nden almış bir sanatçıdır. Yurt içinde ve yurt dışında birçok önemli sergide eserleri sergilenmiş olup aynı zamanda Web Bienal 2003’ün sanat direktörlüğünde ve Selanik Balkan Bienali’nin danışma kurulunda, Kosmopolis 2004’ün yönetim kurulu üyeliğinde ve Alternative Museum, New York’un danışmanı olarak görev almıştır. Köln ve New York Institute of Technology gibi Üniversitelerde seminerler vermiş olan sanatçıya ilişkin atıflar Newsweek, Herald Tribune, NY Arts, Art in America, Art News, Das Kunst, Beaux Arts, Me Naiset ve Idomeneé gibi yayınlarda yer almıştır.

||||| 0 ! |||||

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*